15 Nisan 2009 Çarşamba

KOBE DEPREMİNİN KÜLLERİNDEN DOĞAN MUCİZE: NAGATA WARD

Standard
17 Ocak 1995 Salı günü saat 5:46 da Kobeliler hiç beklemedikleri bir depremle uyandılar. Richter ölçeğine göre 6.8 büyüklüğündeki deprem ardında 6000 ölü, 30.000 yaralı ve 300.000 evsiz insan bırakıyordu. 100.000 bina, deprem ve depremin ardından oluşan yangınlar nedeniyle ciddi hasara uğradı veya yerle bir oldu. 148 farklı yerde çıkan yangınlarda 6513 bina hasar gördü. Bu deprem kayıtlara 1923 yılındaki Büyük Kanto depreminden sonra Japonya’yı en fazla etkileyen deprem olarak kayıtlara geçti. Hasar tahmini 150-200 milyar dolardı.
Depremlerin ardından gelişen yangınların bir çok sebebi bulunmaktadır. Japonyada ikamet olarak kullanılan çoğu konut ahşap malzeme ile inşa edilmektedir. Yatay deprem kuvvetleri karşısında yeterli dayanıklılığa sahip olmayan bu tür yapılarda önemli hasarlar oluşmaktadır. Ahşap veya bambu ile inşa edilen bu tür yapıların üzeri çok ince bir sıva tabakası ile kaplanmaktadır. Deprem anında bu sıva tabakası dökülerek ahşap kısımlar açığa çıkmaktadır. Ahşap malzeme bilindiği gibi çok kolay yanıcı ve tutuşabilir özelliktedir. Deprem sonucu kırılan ve dökülen ahşap parçaları en ufak bir kıvılcımla tutuşarak yangına sebep olmaktadır. Kobe’nin dar sokaklarında enkazın yol açma ve kurtarma çalışmalarında sürekli yer değiştirmesi de bu ahşap parçalarının daha küçük parçalar halinde ayrılmasını ve de yayılarak hızlanan yangın riskini beraberinde getirmektedir. Havai elektrik hatları da bu riski artırmaktadır. Hatta Tokyo’da gittiğim Ulusal Yangın ve Afet Araştırma Enstitüsünde, 1923 Tokyo’yu vuran Büyük Kanto depreminin ardından oluşan ve binlerce insanın ölümüne sebep olan hortum benzeri yangınlar laboratuar ortamında oluşturulup nedenleri ve etkilerinin halen bir araştırma konusu olduğunu gözlemledim. Japonlar bu tür yangınların kaynağını büyük bir merakla test etmeye devam ediyorlar.
İşte Kobe’de deprem ve depremin tetiklediği yangınlar sonucu neredeyse haritadan silinen bir yerleşim bölgesinden bahsetmek istiyorum: Nagata Ward. Nagata bölgesi, Kobe’de yerleşim alanı olarak yoğun nüfusa sahip olmasına rağmen yüzölçüm olarak dar bir alanda bulunan ve çoğunlukla ahşap konutların bulunduğu bir yerleşim alanı. İstatistiklere göre en çok yangın da yine bu bölgede görüldü. Nagata’daki bu büyük ölçekli hasardan sonra bölge sakinleri, yerel belediye, mimarlar ve şehir plancıları yeniden inşa için “Nagata Bölgesinin Yeniden Canlandırılması Projesi” kapsamında büyük gayretler gösterdiler.
Kobe Üniversitesinin COE Programı (Planlamaya açık kent alanlarının güvenliği için tasarım stratejisi) çerçevesinde Washington Üniversitesi ile ortaklaşa “Charrette” denilen stüdyo workshop çalışmaları gerçekleştirilmiş. Bu çalışmalar GIS haritalarından oluşan veri tabanı kullanılarak yapılmış, katılımcıların kendi deneyimleri doğrultusunda tavsiye haritaları (Advice/Hint maps) oluşturulmuş. Bu haritalar iklim, daha önce yaşanan afetlerin kayıtları, risk bölgeleri, hava sirkülasyonu, rekreasyon gibi bilgiler içermektedir. Bu haritalar üzerine atölye çalışmasına katılanlar yürüyerek (planlaması yapılacak mahalli gezerek), konuşarak (GIS projektörlerle ekrana yansıtılarak planlama üzerinde tartışarak), ve çizerek (tasarım yaparak) walking-talking-drawing formülasyonundan yola çıkarak sismik yönden afete dayanıklı (seismic –resistant) planlama yapmaktadırlar. Bu çalışmalar tavsiye planlaması niteliğinde olup karar-vericilerin öngörüsüne sunulmaktadır.
Atölye çalışması sonunda deprem, yangın, sel , toprak kayması nedeniyle riskli olabilecek alanlar belirlenerek bu alanlarda yapılaşmaya izin verilmeyecek şekilde kısa, orta ve uzun dönem planlama yapılmaktadır.
Nagata’da Kobe Üniversitesi tarafından oluşturulan Kobe Saha Stüdyosuna (Kobe Field Studio KFS) ayakkabılar çıkartılarak giriliyor. Bir ev rahatlığına kendinizi bırakırken Kobe Üniversitesinin genç akademisyenlerinden Dr. Takahiro TANAKA’nın detaylı brifingi ile tüm gelişmeleri öğrenebilme imkanına sahipsiniz. Dr.Tanaka’nın aynı heyecanla bölgeyi tanıtması ve o korkunç depremin ardından bölgede meydana gelen olumlu dönüşüm, eğitime katılan bizleri de çok heyecanlandırıyor. Nagata’da şu anda ahşap konutlarla birlikte depreme dayanıklı yüksek katlı binalar da yükseliyor. Bölgedeki ticari aktivitenin canlanması için Japonya’nın pek çok yerinde görebileceğiniz gibi bazı sokaklar, arkadlarla kaplanarak adeta bir alışveriş merkezine dönüştürülmüş. Müzik yayını da yapılabilen bu “sokak alışveriş merkezleri”nde bazı konutların depremden sonra hala yerlerinin boş kalarak yeniden inşa edilemediklerini görmek hüzün verici olsa da, bölgede yapılan kentsel dönüşüm çalışmaları ve toplumsal direnç gerçekten takdire değer.
Nagata saha atölyesi benzeri yapılanmaların varlığı ile yerinde gözlem çalışmalarını amaçlayan ulusal ve uluslar arası ölçekte atölye çalışmaları sonucu elde edilecek afet risk planları sayesinde, gelecek planlaması için önemli adımlar atılacaktır.


Dr.Alpaslan Hamdi KUZUCUOĞLU
Kentsel Riskler ve Japonya Modeli
Konya Japon Kültür Merkezi Derneği Kültür Sanat Yayınları, 2012, Konya, 241 sayfa
ISBN 978-605-63408-4-0

11 Nisan 2009 Cumartesi

AFET RİSK YÖNETİMİNDE BİR YÖNETİŞİM MODELİ: TOWN WATCHING

Standard
Japonların toplumsal dayanışma esasına dayalı gönüllü çalışma gurupları tüm dünyaya örnek olmaya devam ediyor. Her alanda adeta milli bir seferberlik halinde kamu ve özel sektör ile sivil toplum kuruluşlarının ortak ve verimli çalışmalarına şahit oluyoruz. Bu başlıkta inceleyeceğim Town Watching (Kent İzliyor), Asya Afet Zararlarının Azaltma Merkezi - Asia Disaster Reduction Center (ADRC) denilen sivil toplum kuruluşunun öncülüğünde gelişen bir risk azaltma modeli.
Japonlar, afet risk yönetimini 3 başlıkta inceliyor:
1.Risk Yönetimi Teknikleri
2.Risk Değerlendirme Teknikleri
3.Risk İletişim Teknikleri (Town watching metodu bu madde kapsamındadır)
Bilindiği gibi “yönetişim” kavramı “yönetim” ve “iletişim” kelimelerinden oluşuyor ve günümüzdeki idarecilik anlayışında çok etkin bir araç olarak karşımıza çıkıyor. Dünyanın çeşitli ülkelerinde halkından kopuk bir yönetim anlayışına sahip idareciler büyük problemlerle karşılaşmaktadırlar. Ancak halkıyla iletişim ve diyalog halinde olan yönetim sistemlerinde bu tür riskler en aza indirgenebilmektedir.
Japonların bir yönetişim modeli olarak “Afet Zararlarının Azaltılması İçin Kent İzliyor” sloganı ile uyguladıkları “Town watching for disaster” projesi, halkın kendi sorunlarından ve olası karşılacabilecekleri risklerinden ayrı ve ilgisiz kalmamaları gerektiğinin altını çizen bir proje. Hazırlanan toplum tabanlı haritalar (Community based hazard mapping) ile yerel kamu görevlileri, uzmanlar, bölge sakinleri afet zararlarının azaltılması için hazırlanan tahliye, geçici barınma, acil durum tesisleri gibi haritaların anlaşılması ve halkın bu konudaki duyarlılığının artırılması amaçlanmaktadır.
Town Watching metodu 3 aşamada gerçekleşiyor:
1.Alanın analizi
2.Bir haritanın hazırlanması
3.Tartışma ile eylem planının geliştirilmesi
Yerel kamu görevlileri afetlerin (geçmiş depremlerin, yangınların, sel baskınları vb.) büyüklük ve şiddeti bilgilendirme çalışmaları ile imar planlarının temini, güvenli yerlerin ve rotaların belirlenmesi, sağlık ve kolluk kuvvetlerine ait hizmetlerin belirlenmesi çalışmalarını yürütmekte; bölge sakinleri ise geçmiş afetlerdeki tecrübelerine dayanarak, toplumun kırılgan yapısını (yaşlı, çocuk, engelli vb.) ve arazi kullanımını değerlendirmektedir. Teknik uzmanlar da işin bilimsel ve teknolojik yönüyle ilgilenmektedir. Böylece toplumun her tabakasına ulaşılmakta, bölgenin afet risk yönetimi açısından pozitif ve negatif yönleri tespit edilmekte, sağlanan bilgi alışverişi ile en etkin bir afet risk planlaması yapılmakta böylece bölge sakinlerinin fikirleri, bölgenin afet risk planlamasındaki politikalara yansıtılmaktadır.
Çalışmaya katılan tüm grupların yürüyerek bölgeyi gezmesi, saha çalışmasının ardından bir afet haritasının hazırlanması ve bunun tartışmaya açılması, tespit edilen problemlerin sorumlularının bulunması ve alınacak tedbirlerin belirlenmesi, planın tartışma sonucu geliştirilerek diğer bölge sakinleriyle paylaşılması ve olası afetler hakkında bilgilendirilmeleri, sonuçta da tatbikatlar ve gurup çalışmalarıyla (work-shop) sürdürülebilirliğin sağlanması projenin başarısını göstermektedir.
Japonlar, kağıt üstünde kalan afet eylem planları yerine toplumun tüm katmanlarının risk yönetimine dahil edildiği bir yönetişim modelinde buluşuyorlar.

Dr.Alpaslan Hamdi KUZUCUOĞLU
Kentsel Riskler ve Japonya Modeli
Konya Japon Kültür Merkezi Derneği Kültür Sanat Yayınları, 2012, Konya, 241 sayfa
ISBN 978-605-63408-4-0 

7 Nisan 2009 Salı

AFETLER ve ENGELLİLERİN TAHLİYESİ

Standard

Afetlerde bina içerisinde bulunan engellilerin tahliye edilmesine yönelik tahliye planlarının önceden bilinmesi ve hazırlıklar tahliyeyi kolaylaştıracak en önemli etkendir. Yangın ve deprem afetleri karşısında insanların bulundukları alanlarda kalıp afetle mücadele ederek hasarın etkilerinin en aza indirilmesini sağlamaları tavsiye edilse de bu durum belirli engel grupları dışındaki engelliler için söz konusu değildir.
Herhangi bir engeli bulunmayan insanlar için de binada bulunması gereken ve bina dışına güvenli bir şekilde çıkışı sağlayacak acil çıkış kapılarını gösteren tahliye planları çok önemlidir. Zira bu tahliye planları ile hem kendilerinin hem de yardımcı olacakları engellilerin tahliyesine katkıda bulunacaklardır.
Tahliye planlarının üzerine görme engelliler için Braille alfabesi ile hazırlanacak dokunulabilir harita (tangible maps) denilen ayrıntıların işlenmesi çok faydalıdır. Olası bir afet öncesi engellilerin bu planlarda belirtilen acil çıkış kapılarının yerlerini öğrenmeleri önemlidir. Afet anında herhangi bir yardım alamama ihtimali de göz önünde bulundurulmalıdır. Görme engellilere yardımcı olacak kişiler, tahliye esnasında engellinin karşılacağı tüm engelleri (eşik, basamak vb.) anlatmalıdır. İşitme engelliler için de yanıp sönen alarmlar, kendilerine gösterilecek kısa notlar süratle tahliye edilmelerini sağlayacaktır. Tekerlekli sandalye kullanan bedensel engelliler, afet anında asansörler kullanılmayacağı için bir yardımcıya ihtiyaç duyarlar. Binadaki çalışma arkadaşları, aile üyeleri veya bina personelinin önceden bu konuda bilgilendirilmesi gereklidir.
Afet anında cep telefonlarının çalışmama ihtimaline karşın engelli ve aile üyeleri arasında bir toplanma yerinin belirlenmesi faydalıdır. Buddy denilen eşleme sistemi ayrıntılarıyla işlemelidir.
Tahliye planlarıyla birlikte çıkış kapılarını gösteren işaretlemeler de çok önemlidir. Elektrik kesintilerinin olabileceği ihtimaline karşın elektrik kesildiğinde devreye giren aydınlatma ekipmanları, aydınlıkta depoladığı enerjiyi karanlıkta yansıtabilen fotoluminesan akrilik veya fosforlu tabelalar yön tayini açısından gereklidir.
Tahliye mekanlarındaki boyaların toksik madde içermesi de diğer bir risk faktörüdür.
Japonya’da bir eğitim kapsamında ziyaret ettiğim Bosai-kan denilen Yaşam Güvenliği Eğitim Merkezinde (Life Safety Learning Center) bir yangın simulasyon odasında Güney Kore’nin Daegu şehrinde 2003 yılında 120 kişinin hayatını kaybettiği metro yangını simule edilmekteydi. Yangın dumanlarının insanların bulunduğu mekanların üst tarafını tamamen kapladığını ve görüş mesafesinin sıfıra indiğini, tavana yakın yerlerde çıkış kapıları işaretleri bulunmasına rağmen işlevsiz kaldığını, duvarların alt kısmında da çıkış işaretlerinin olması gerektiğini ancak bu işaretler bulunmadığı için insanların çıkışı bulamamaları yüzünden can kaybının yüksek olduğu anlatıldı. Zeminlerde veya duvarların alt kısmında bulunması gereken bu işaretlemeler genellikle binalarda unutulan bir ayrıntı. Küçük ama ihmal edildiğinde ciddi risklere maruz bırakabilecek bir ayrıntı.


Dr.Alpaslan Hamdi KUZUCUOĞLU
Kentsel Riskler ve Japonya Modeli
Konya Japon Kültür Merkezi Derneği Kültür Sanat Yayınları, 2012, Konya, 241 sayfa
ISBN 978-605-63408-4-0