24 Şubat 2013 Pazar

KENTSEL RİSKLER VE JAPONYADAKİ UYGULAMALAR

Standard


Mimar ve Mühendisler Grubu’nun periyodik olarak düzenlediği "Bizbize Konuşmalar Etkinliğinde 20 Şubat 2013 tarihinde " Kentsel Riskler ve Japonyadaki Uygulamalar" isimli bir sunum gerçekleştirdim. Mimar ve Mühendisler Grubu’na (MMG) misafirperverlikleri için teşekkür ederim. 
http://www.mmg.org.tr/4-bizbize-konusmalar/387-alpaslan-kuzucuoglu-japonya-daki-afet-calismalarini-anlatti.html

Mimar ve Mühendisler Grubu’nun düzenlemiş olduğu Bizbize Konuşmalar etkinliğinin konuğu İstanbul Büyükşehir Belediyesi Etüt ve Projeler Daire Başkanlığı’ndan Dr. Alpaslan Hamdi Kuzucuoğlu oldu. Katılımcılara “Kentsel Riskler ve Japonya Modeli” konulu bir sunum yapan Kuzucuoğlu, deprem konusunda Japonya’nın geliştirdiği ve uygulamaya koyduğu proje ve çalışmalardan bahsetti.

“Sonuca odaklı değil, Sürece odaklı çalışmalar yapıyorlar”

JICA’nın afet risk yönetimine Sürekli İyileştirme, Risk iletişimi ve Gereğinden fazla önlem alma üçleminde bir yaklaşımı olduğunu belirten Kuzucuoğlu, sonuca odaklı değil, sürece odaklı çalışmaların yapıldığını dile getirdi. Süreci iyileştirme amacıyla yola çıkarak bu doğrultuda kalite, hız ve verim açısından daha iyi olabilmenin hedeflendiğini belirten Kuzucuoğlu, risk iletişiminin de toplumun bütün katmanlarıyla ortaklaşa gerçekleştirilen bir çalışma olduğunu kaydetti. Risk iletişimi konusunda; “Japonlarda da bizde olduğu gibi İmece usulüne benzer bir çalışma sistematiği var. Bir arada çalışabiliyorlar ve sivil toplum kuruluşları, üniversiteler, devlet kurumları ve vatandaşlar arasında bu konuda çok iyi bir iletişim sağlanmış durumda“ açıklamasını yapan Kuzucuoğlu; gereğinden fazla önlem konusu hakkında da “her şeyi kılı kırk yararcasına inceleyerek çalışmalarını çok yönlü bir şekilde gerçekleştiriyorlar” diye konuştu.

“Japonlar deprem güvenliği konusunda devlete güveniyorlar”

Japonya’nın geçmişten beri acı deprem tecrübeleri olduğunu dile getiren Kuzucuoğlu, Japonların deprem konusunda önemli çalışmalar yaptığını; özellikle Kensai bölgesini vuran ve 1995 Kobe Depremi olarak bilinen son depremden sonra çalışmaların daha da hızlandırılarak titizlikle sürdürüldüğünü söyledi. Japonya’daki yetkililerin çalışmalarının, deprem konusunda halka ayrıca bir güven verdiğini belirten Kuzucuoğlu; “Japonya’daki vatandaşlar deprem öncesi ve sonrası oluşabilecek tehlikeler konusunda bilgili olmanın yanı sıra devletine ve bu konudaki çalışmalara güvenerek depremlere karşı alınacak önlemler konusunda daha emin adımlar atabiliyorlar.” dedi.

Sadece deprem değil tsunami önlemlerini de alıyorlar

Depreme dayanıklılık konusunda sadece binaları düşünmekle kalmayarak, caddeler, sosyal sonatı alanları ve otobanlar gibi bölgelerin sağlam inşa edilmesine de önem verildiğine dikkat çeken Kuzucuoğlu, Japonların tsunami konusunda da gereken önlemi aldıklarını ve sahil bölgelerine bu amaçla setler yaptıklarını bildirdi.

“Afetin hem öncesini hem de sonrasını düşünüyorlar”

Japonya’da Afet yönetiminin, kriz ve risk yönetimi olarak ikiye ayrılarak incelenmesi gerektiğine vurgu yapan Kuzucuoğlu, genelde zarar azaltma, hazırlık, iyileştirme ve müdahale aşamalarından oluştuğunu dile getirdi. Afet olmadan önceki çalışmaları risk yönetimi olarak adlandıran Kuzucuoğlu, afet sonrası çalışmaları da kriz yönetimi olarak açıkladı. Konunun öncesindeki çalışmaların önemine dikkat çeken Kuzucuoğlu; “afetin sadece sonrasındaki çalışmaları düşünmüyorlar. Afet öncesi çalışmaların içersinde sadece depremin hasarının azaltılması değil, depremden sonra gerçekleştirilecek kriz yönetiminin önceden çalışmalarını da yapıyorlar. Afet öncesi çalışmaların önemi en az afet sonrası yapılan çalışmalar kadar önemlidir. Yani testi kırılmadan önce yapılan çalışmalar olarak da değerlendirebiliriz.” dedi. Kentlerde yaşayan kişilerin daha önceden bilgilendirilerek depreme hazırlıkları konusunda projeler yürütüldüğünün altını da çizen Kuzucuoğlu, afetten önce kentlerde yaşayan vatandaşların gerekli standartların sağlanmasıyla birlikte kontrol mekanizmalarının güçlendirildiğini aktardı.

“Afetler tehdit midir, fırsat mıdır?”

2005 yılında Japonya’nın Kobe şehrinde 2005-2015 yıllarını kapsayacak bir eylem planı hazırlandığını belirten Kuzucuoğlu, Kısaca HFA olarak tanımlanan Hyogo Eylem Çerçevesi’ne (Hyogo Framework for Action) göre; risklerin önceden belirlenmesi gerektiğini ve afet olduktan sonra değil afet olmadan önce yapılacak risk azaltma çalışmalarına öncelik verilmesi konusunda çalışmalar yapıldığının altını çizdi.

Afetlerin tehdit olduğu kadar bir fırsat da olduğunu dile getiren Kuzucuoğlu, yaptığı açıklamasında; “Afetleri belki kötü bir şey olarak algılıyoruz ama belki o kentin iyileşmesine bir fırsat sağlıyor veya daha büyük bir deprem için alınacak önlemleri beraberinde getiriyor. Mesela ben Endonezya’daki tsunami felaketiyle ilgili incelemeler doğrultusunda aralık ayında yerinde inceleme için Endonezya’ya gitmiştim. Oradaki ayrılıkçı bir örgütlerin çalışması varken afet sonrasında silah bırakma kararı almışlar. Yani şu anda; dediklerine göre Endonezya afet öncesine göre daha cıvıl cıvıl ve herkes akşam saatlerinde dışarıya çıkıyor. Bu açıdan bakıldığında da bir fırsat niteliği taşıyor. Ticari hayat artmış, daha güçlü binalar yapılıyor.” dedi.

ÇEVRESEL RİSKLERİN ETKİLERİ VE KENT ÖLÇEĞİNDE YAPILABİLECEKLER

Standard
Teknik Elemanlar Derneği (TEKDER) İstanbul Şube Başkanlığı tarafından yayınlanan Hendese Bilim, Teknoloji ve Düşünce Dergisi'nin ilk sayısında yazım yayınlandı. İstifadenize sunuyorum:
http://www.tekderistanbul.org/MediaFile/dokumanlar/hendese-sayi-1.html



Uygun olmayan bağıl nem ve sıcaklık, uygun olmayan ışık, uygun olmayan hava kirletici koşulları, rutubet, yapı malzemesi kaynaklı riskler ve gürültü gibi faktörler insan, çevre ve yapıları etkileyen çevresel risklerden bazılarıdır. Tüm dünyada fosil yakıtların kullanımı nedeniyle hava kirleticilerinin salınım oranlarında yüksek bir artış yaşanmaktadır. Buna bağlı olarak karbondioksit (CO2) salınım oranı ise son 150 yılda %21 lik artışla 280 ppm den 353 ppm e yükselmiştir (Şekil 1). Özellikle araç trafiği ve endüstriyel üretim alanlarının yoğun olduğu bölgelerde önemli miktarda artış tespit edilmektedir.

                                             Şekil 1: CO2 Havai (ABD) ölçümleri grafiği [1].

Bilindiği gibi küresel ısınmanın tanımı; insanlar tarafından atmosfere salınan gazların sera etkisi oluşturması sonucunda dünya yüzeyinde sıcaklığın artması olarak yapılıyor [2]. Artan dünya nüfusuyla gelen tüketim ihtiyacı ve doğal alanların yok edilmesi karbondioksit konsantrasyonundaki artışın ana nedenleri olmaktadır. Uzmanlar karbondioksit oranındaki bu artışın dünyanın yüzey sıcaklığını son yüz yıl içinde 0,4 - 0,8 ºC arttırdığına ve olması beklenen değerden % 30 daha yüksek olduğuna dikkat çekiyor. Bununla birlikte yüzey sıcaklığında yalnızca son yirmi yılda meydana gelen artış 0,25 - 0,4 ºC arasında bulunmaktadır. Birleşmiş Milletlerce desteklenen "İklim Değişikliği Hükümetler Arası Paneli (IPPC)"nin raporunda bu yüzyılın sonuna kadar dünyamızın ortalama sıcaklığının 2 ile 4,5 ºC yükseleceği öngörülüyor [3].

Yine uluslararası ölçekte yapılan çalışmalarda küresel iklim değişikliği nedeniyle deniz suyu seviyelerinde de artış öngörülmektedir (Şekil: 2). (2100 yılına kadar yaklaşık 60 cm.) Su seviyesinin yükselmesi binaların bodrum mekanlarına yönelik risk oluşturabilecek potansiyele sahiptir. Bunun derece gerçekleşebileceği ve kentleri ne derece etkileyeceğini şimdiden kestirmek güçtür. Ancak bu ihtimal de göz önünde bulundurulmalıdır.

Şekil 2: Deniz seviyelerinde yükselme senaryosu [4].



 Yani bu tablolardan da anlaşılacağı üzere insanoğlunu korkunç senaryolar beklemektedir. Bu nedenle akademisyenler son yıllarda hava kirletici gazların iç ve dış  ortamlara yaptığı etkiler üzerine çalışmalarını yoğunlaştırmıştır. Bu amaçla AB Projeleri gerçekleştirilmiş olup pek çok proje de halen devam etmektedir. MEMORI / Measurement, Effect Assessment and Mitigation of Pollutant Impact on Movable Cultural Assets. Innovative Research for Market Transfer, CULT-STRAT / Assessment of Air Pollution Effects on Cultural Heritage - Management Strategies gibi projelerde hava kirleticilerinin kültür mirasa olan etkilerinin amacıyla test metotları geliştirilmiş, risk indikatörleri, eşik değerleri tespit edilmiş, modellemeler yapılarak kültür mirası koruma stratejileri belirlenmiştir. Bu çalışma sonuçları ile hem ekosistem hem de insan sağlığı üzerine hava  kirliğinin etkileri yaklaşımları da karşılaştırılmıştır.

1970 yıllardan beri özellikle iç ortamlarda iç hava kalitesi ile ilgili sorunlar gözlenmiştir. Hava geçirmez olarak inşa edilen binaların yapılma amacındaki temel neden fazla enerji  kullanmama ihtiyacıydı. Bu da az havalandırmayı beraberinde getirdi. Bilgisayarların kullanılmaya başlanması,  kapalı alanlarda pek çok kişinin birlikte çalışması, iç kirleticilerin yüksek konsantrasyonlarda bulunması insan sağlığını tehdit eden önemli faktörler olmuştur.[5]

İç ortamlardaki hava kirliliği etkilerini periyodik olarak ölçmek için pasif ve aktif ölçüm metotlarından faydalanılmaktadır. Çeşitli metal kuponlar ve örnekleyiciler (sampler) pasif yöntemler olup,  elektronik esasla çalışan sensörlü (sabit ya da hareketli) veri kaydediciler (data logger) aktif yöntemler olarak tanımlanmaktadır. Bu tür izleme (monitoring ) araçlarıyla sürekli olarak iç ve dış ortamlar izlenmelidir. Eğer hava kirleticileri için belirlenmiş eşik değerler aşılıyorsa buna göre gerekli önlemler alınmalıdır.

Dış ortamlardaki etkileri araştırmak amacıyla yine  hava kirliliği izleme istasyonları kurulmaktadır. Çeşitli kurumlar kent bazında kurdukları izleme istasyonları sayesinde hava kirliği verilerini elde etmektedir. Örneğin İstanbul Büyükşehir Belediyesi 10 hava kalitesi ölçüm istasyonu ile hizmet vermektedir. Ölçülen hava kirleticilerinin 15 dakikalık ortalamaları istasyonlardaki bilgisayarlar tarafından otomatik olarak kaydedilmektedir. Sonra bu veriler teknik elemanlarca saatlik ve günlük ortalamalara dönüştürülmektedir [6]. Ayrıca AB Projesi olan LIFE Projesi (Development of a GIS Based Decision Support System For Urban Air Quality Management In The City of Istanbul) sonucu elde edilmiş çıktılar günlük olarak yayınlanmaktadır. Aynı zamanda istenilen tarih aralığında yine istenilen bir istasyona ait hava kirliliği raporlarına da web üzerinden ulaşılabilmektedir.




 (http://application2.ibb.gov.tr/IBBWC/HavaKalitesi.aspx)

Yine önemli diğer bir projeye örnek de Abu Dabi Hava Kalitesi Web Sitesidir. Birleşik Arap Emirlikleri Abu Dabi Çevre Ajansı ile Norveç Hava Araştırmaları Enstitüsü’nün (NILU) ortaklaşa bir projesi olan Abu Dabi Hava Kalitesi ölçümleri de online olarak halkla paylaşılmaktadır. Proje, hem halk tabanlı (community based) hem de internet tabanlıdır (internet based). Harita kısmında istenilen istasyonun lokasyonu, bu istasyonda ölçülen gazlar ve mevcut gaz kalitesi online olarak sunulmaktadır. Bununla beraber istenilen bölgenin gürültü verisi, meteorolojik verisine de ulaşılabilmektedir.

Şekil 3: Abu Dabi Hava Kalitesi Web Sitesi [7].

İzlemeler sonucu elde edilen verilere göre modellemeler yapılmakta bu sonuçlar GIS tabanlı haritalar üzerinde gösterilmektedir. Bu tür bilimsel çalışmalar risk azaltma çalışmalarında ve karar vericilerin daha kolay ve hızlı bir şekilde karar almasında önemli rol oynamaktadır.

Şekil 4: Londra’nın 2002 yılı Ozon (O3) konsantrasyon modellemesi (µg / m3 )  [8].

SONUÇ VE TARTIŞMA:
Halk sağlığının, kültür mirasının  ve ekosistemin korunması için iç ve dış ortamların hava kalitelerinin ölçülmesi gerekli risk tedbirlerinin alınması açısından çok önemlidir. Bu da sürekli bir izleme ile sağlanabilir.
İç ortamlarda hava kalitesini artırmak için havalandırma sistemleri (HVAC) en etkili yöntemdir. Ancak bunun da enerji ihtiyacına neden olup, maliyetleri yükseltmesi kaçınılmazdır. Bu nedenle doğal havalandırmaya sahip ve daha az enerji ihtiyacı duyulan mimari projelere ağırlık verilmelidir.
Şehirler bazında çevre  yönetim stratejileri geliştirilmeli,  bu stratejiler içinde sorumlular, uygulayıcılar ve halk olmak üzere herkese yer verilmelidir.
Dünyanın ekolojik dengesinin korunarak canlılığın devam edebilmesi açısından oldukça önemli çevresel risklerin azaltılmasına yönelik acilen tedbirler alınmalıdır.
Hava kirliliği modelleme ve senaryo çalışmaları için GIS haritalama ve bilgisayar programlarından faydalanılmalı bunun için disiplinler arası teknik işbirliğine önem verilmelidir.
Diğer çevresel etkenlerden olan gürültü haritaları kent ölçeğinde hazırlanmalı ve bu riske karşı da önlemler alınmalıdır.
Küresel ısınmanın etkileri ülkemiz açısından tartışılmalı, hava kirliliği, su, enerji, sanayi, ulaşım gibi konularda gereken önlemler Kyoto Protokolü’nün zorunluluklarını karşılamak amacıyla bir an önce alınmalıdır.


KAYNAKLAR:
[1] Havai (ABD) CO2 Ölçümleri:
(Dr.Tans P., NOAA/ESRL: www.esrl.noaa.gov/gmd/ccgg/trends/ )
[2]Kuzucuoğlu,A.- Beylerbeyi Sarayında Risk Analizleri ve Koruyucu Tedbir Önerileri -İ.Ü. Sosyal Bilimler Enstitüsü Doktora Tezi - İstanbul, 2011
[4]Deniz Seviyelerinde Yükselme Senaryosu. (WMO&UNEP 1992)
[5] Masuda H., Ito T., Yokoyama S., Lida T., Shimakura K., Kobayashi S. - Investigation of Behavior Pattern and Risk- Assessment of Main Indoor Air Pollutants in Sapporo and Nagoya
City Part1: Measuring Result Of Vocs.
[8] Londra Şehri Yıllık Ozon Konsantrasyon Modellemesi, King’s College Environmental Research Group


Yazıdan istifade edecekler için Referanslar:
1-Dr.Alpaslan Hamdi KUZUCUOĞLU
Kentsel Riskler ve Japonya Modeli
Konya Japon Kültür Merkezi Derneği Kültür Sanat Yayınları, 2012, Konya, 241 sayfa
ISBN 978-605-63408-4-0

2-Dr.Alpaslan Hamdi KUZUCUOĞLU
Hendese Bilim, Teknoloji ve Düşünce Dergisi 1. Sayı
Teknik Elemanlar Derneği (TEKDER) İstanbul Şube Başkanlığı Yayını


JAPONYA’DA CBS KULLANIMI VE GELİŞİMİ

Standard

Piri Reis Harita ve CBS Çalışanları Yardımlaşma Derneği Yayını olan Gayrimenkul ve Enformasyon Dergisi ' nin (GED- ) 1. Sayısında "Japonya'da CBS Kullanımı ve Gelişimi"isimli yazım yayımlanmıştır. İstifadenize sunuyorum:



Harita bilgisi, toplum yaşamı içinde çok önemli bir araçtır. Özellikle de arazi yönetimi için çok gereklidir. Tüm ülkelerde olduğu gibi Japonya’da da arazi kullanımı, altyapı ve ulaşım için haritayı CBS gibi yeni sistemlerle bütünleştiren kurumlar vardır. Japonya’da CBS’nin yaygın olarak kullanımı pek çok araştırma enstitüsü ve kamu kurumu tarafından sağlanmaktadır. 2.Dünya savaşından sonra kurulan Coğrafik Ölçme Enstitüsü (GSI), 1990 lı yıllarda internetin de hızlı bir şekilde gelişmesiyle birlikte “Dijital Japonya” projesini ortaya koydu. Bu konsept mekansal veri altyapısı idealine odaklanılmasını öngörüyordu. Dijital Japonya’nın sloganı ise: “Herhangi biri, herhangi bir bölgenin, herhangi bir zamanda, herhangi birinin verisini kullanarak harita yapabilir” idi. Dijital Japonya’dan isteyen herkes ücretsiz olarak web üzerinden faydalanabilmektedir.

Şekil 1: e-Land Web programı yardımıyla yayınlanan Siber Japonya Portalı.

Vatandaşlar istedikleri coğrafi veriye Web CBS tarzında hazırlanmış GIS Plaza, Afet Önleme Bilgi Sağlama Merkezi, Siber Japonya Web Sistemi gibi portallarla; afet önleme, şehir planlama, ulaşım, çevre, eğitim gibi konularda güncel haritalarla web üzerinden ulaşabilmektedir.

                             Şekil 2:Siber Japonya (Denshi Kokudo)’nın genel çalışma sistemi.

Afet durumunda ise karşılaşılan en ciddi sorun, afet yönetiminin ilk aşamasında bilgi paylaşımının yetersiz kalmasıdır. 2005 yılındaki Kobe Depreminden çıkarılan derslerde, pek çok kurumun veri topladığı ancak bu verinin kolay ve hızlı bir şekilde sisteme entegre edilemediği gözlenmiştir. Her afetten ders çıkartan Japonlar’ın hazırladıkları CBS haritaları, afet yönetiminde çok önemli olan afet yönetim merkezlerinin yerleri, ulaşım ağları, afetin meydana geldiği yer, fotoğraflar, hava fotoğrafları, sismik yoğunluk dağılım haritaları, geçici konut alanları, aktif fayların konumu vb. pek çok bilgiyi içermektedir. Japonya Arazi, Altyapı ve Ulaştırma Bakanlığının farklı birimlerinden gelen tematik veriler, GSI’de işlenip sistem formatına dönüştürüldükten sonra web servera yayınlanmak üzere gönderilmektedir.

Şekil 3: Orta Niigata Bölgesi için hazırlanmış “Hasar Durum Haritası” (GSI).

Japonya’da dijital haritaların bakımı 1974 yılında başlamış, sistematik bakıma ise 1995 yılında geçilmiştir. 1995 deki Kobe Depreminin ardından CBS Birliği, Hükümete NSDI’nin (Coğrafi Bilginin Kullanımı Kanunu) kurulmasını önerdi. Bu amaçla Hükümet 1995’in Eylül ayında Bakanlıklar ve Kurumlardan temsilcilerle CBS İrtibat Komitesini kurdu.  Bundan sonra CBS’nin gelişmesi için sistematik ve yoğun faaliyetler gerçekleştirildi. Coğrafik Ölçme Enstitüsü (GSI), Ulusal ve Bölgesel Planlama Dairesi; Arazi, Altyapı ve Ulaşım Bakanlığı (MLIT)’ ndan oluşan irtibat komitesinin sekreteryasıdır.  Bu komite tarafından ilk olarak  “Ulusal Coğrafi Veri Yapısının Oluşturulmasına Yönelik Uzun Vadeli Plan ve CBS Kullanımının Teşvik edilmesi Planı formüle edildi. Bundan sonra 2001 Martında  “e-Japonya Öncelikli Politika Programı”  IT Stratejileri Genel Müdürlüğü tarafından hazırlandı. Yine irtibat komitesi tarafından bu programa uyumla hale getirmek için “CBS Eylem Programı 2002-2005” (GIS-AP) geliştirildi.
CBS Eylem Programının 3 ana amacı vardır:
1-Verimlilik, hız ve idari hizmetlerin kalitesinin artırılması,
2-Özel sektörde yeni işler ve yeni iş modelleri oluşturmak
3-Vatandaşlar için düşük maliyetli ve yüksek kaliteli hizmetler sunmak
GIS-AP’ın da 5 ana amacı vardır:
1-NSDI ile ilişkili olarak standardizasyon ve kullanımı için Hükümet tarafından öncülük yapılması
2-Coğrafi bilgi akışı ve sayısallaştırma için rehberler (kurallar) ve sistemlerin geliştirilmesine yardımcı olmak,
3-Coğrafi bilginin sağlanması ve sayısallaştırılmasına ön ayak olmak,
4-CBS’nin çok geniş alanlarda kullanımı ve desteğini sağlamak,
5-Devlet hizmetlerinde CBS kullanım kalitesini yükseltmek ve Hükümetin verimliliğini artırmak.
Standardizasyon konusunda JSGI yani Coğrafi Bilgi için Japon Standartları, Hükümet tarafından bir standart olarak getirildi. Global olarak coğrafi bilginin standardizasyonu ISO/TC211 ile içindeki 40’dan fazla madde ile yürütülmektedir. Japonya’da GSI özel sektörle de yaptığı ortak çalışmalar sonucu, JSGI’yi ISO’ya dayalı olarak temel uygulama şeması, mekansal referans, kodlama, veri kalitesi ve veri özellikleri gibi 13 başlık altında standartlar haline getirdi. JSGI’nın her bir başlığı Japon Endüstriyel Standartları (JIS) haline geldi. Yakın bir zamanda da ISO’da uluslararası bir standarda dönüşecektir.

SONUÇ:
Japonya’da CBS kullanımının halk tabanlı olarak yaygınlaştırılması ve kurumların daha verimli CBS projeleri üretmeleri için teşvikler bulunmaktadır. Ülkemizde de İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından hazırlanan ve CBS tabanlı olarak çalışan “Şehir Rehberi Haritası” önemli bir boşluğu doldurmaktadır. Günlük yaşamda karşılaşılan en ufak bir ayrıntıdan, afet anında Türkiye’nin neresinde olursa olsun vatandaşların bilgiye hızlı bir şekilde ulaşacağı bu tür CBS platformlarına ihtiyaç kaçınılmazdır. Bu da  ülke genelinde pek çok kurum ve kuruluştan gelecek verilerin ortak bir portalde toplanması ve yayınlanmasıyla mümkün olabilecektir.

KAYNAKLAR:
1.Mamoru KOARAI, GIS Present Situation in Japan, Geographic Information Analysis Research Division, Geography and Crustal Dynamics Research Center, Geographical Survey Institute, Tsukuba, Japan
2.Hidenori  FUJIMURA, Hiroyuki  OHNO, Realization  of  data  sharing  as  an  approach  to  disaster  with  the  Digital  Japan  Web System, Bulletin of the GSI (Vol.53), 2006

Yazıdan istifade edecekler için Referanslar:
1-Dr.Alpaslan Hamdi KUZUCUOĞLU
Kentsel Riskler ve Japonya Modeli
Konya Japon Kültür Merkezi Derneği Kültür Sanat Yayınları, 2012, Konya, 241 sayfa
ISBN 978-605-63408-4-0

2-Dr.Alpaslan Hamdi KUZUCUOĞLU
GED- Gayrimenkul ve Enformasyon Dergisi 1. Sayı
Piri Reis Harita ve CBS Çalışanları Yardımlaşma Derneği Yayını
,

26 Ocak 2013 Cumartesi

KENTSEL RİSKLER VE JAPONYA MODELİ

Standard

İlk kitabım olan  "Kentsel Riskler ve Japonya Modeli"  yayınlandı (ISBN 978-605-63408-4-0). Kitap Konya Japon Kültür Merkezi tarafından basıldı. Dernek Başkanı İnş.Müh. Mehmet Ali ARPACI, kapak tasarımını yapan Konya B.şehir Bld. Emlak ve Kamulaştırma Müdürü Hrt.Müh. Fatih Sert'e, kitabın önsözünü yazan Prof.Yasuo TANAKA ile Türkiye JICA Ofisi Başkanı Akio SAITO'ya teşekkürlerimi arz ediyorum.

Kitapta afet risklerinin azaltılması, kültür mirasının korunması ve engelli bireylerin hayatlarını kolaylaştırıcı tedbirler üzerine yoğunlaşılmıştır. Kitabın dijital nüshasına ulaşmak isteyenler alpkuzucuoglu@gmail.com adresinden irtibat kurabilir.

Kitabın tüm insanlığa faydalı olmasını diliyorum.




Kitabın arka kapağından:
“Afetten önce hazırlık ve risk azaltma, afetten sonra ise müdahale ve iyileştirme. Bu hazırlık ve risk azaltma; en az müdahale ve iyileştirme kadar önemli hatta çok daha önemli diyebiliriz. Mesela bir vidayı düşünelim. Beş kuruşluk bir maliyeti vardır. Onu temin etmezsek dolabımız devrildiği zaman binlerce liralık hasar gelecek. Hazırlık aşamasında ve risk azaltma çalışmalarına harcadığımız para belki çok daha az olacak…”
 Dr. Alpaslan Kuzucuoğlu, kitabında olası bir afet öncesi alınacak önlemleri içeren risk azaltma çalışmalarına vurgu yaparak, Japonya Modeli perspektifinden ülkemize adapte edilebilecek projelere ışık tutuyor. Afetler, kültürel miras ve engellilik konularında yoğunlaşılan bu eserde Uzak Doğunun  güneşi Japon esintilerini ve başarı öykülerini bulabilirsiniz.
Sadece bir amaca değil pek çok amaca hizmet etmeye odaklanmış projelerin asıl kaynağına ulaşmak belki hepimizin ortak amacı. Ancak  onları uygulamaya yönelik çalışmalarda ruh ve gönül yolculuğunuzun bir rotasının da  Japonya’dan geçmesi temennisiyle…