1 Mart 2012 Perşembe

İSTANBUL BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ VE JAPONYA İSTANBUL BAŞKONSOLOSLUĞU DEPREM SEMİNERİ


29 Şubat 2012 tarihinde İstanbul İSKİ Konferans Salonunda gerçekleşen Seminer Programında aldığım notları önemine binaen sizlerle paylaşmak istiyorum. Sırasıyla Japonya İstanbul Başkonsolosu Sn. Katsuyoshi HAYASHI bir açılış konuşması gerçekleştirdi. Konuşmasında afet yönetiminde ortak çalışmaların yapılmasının önemini vurguladı. Daha sonra söz alan İBB İtfaiye Daire Başkanı Sn. Ali KARAHAN şunları söyledi: 11 Mart 2011 de Japonya'da meydana gelen deprem ve tsunami afeti ile 23 Ekim 2011 de Van'da meydana gelen deprem afetini yaşadık. Maalesef depreme hazırlık yapılmadığında çok acı sonuçlar doğmaktadır. İstanbul'da da özellikle yapı stoğunun daha da iyileştirilmesi açısından Fikirtepe, Okmeydanı, Bayrampaşa, Zeytinburnu, Küçükçekmece, Ayazma, Fatih, Esenler, Kayabaşı bölgelerinde kentsel dönüşüm projeleri başlatılmıştır. İBB- JICA çalışmasında 4 farklı deprem senaryosu üzerinde çalışılmıştır. Mikro Bölgeleme Çalışmaları yapılmış, Tsunami haritaları, Afet ve Acil durum planı hazırlanmıştır. 2 milyon kişiye eğitim verilmiş 600 bin öğrenciye güvenli yaşam kitabı dağıtılmıştır. 72 heliport sahası hazırlanmıştır. 411 trafik kamerası yerleştirilmiştir. Daha pek çok risk azaltıcı tedbir İstanbul için uygulanmaktadır.

Tokyo Teknoloji Üniversitesinden Prof.Dr. Yoshimori HONKUA da şunları söyledi: Büyük Doğu Japonya Depremini anlatarak depremin kimyasını analiz edeceğiz. 9 magnitüd ölçeğinde olan tarihi depremlere baktığımızda hepsinin Pasifik Okyanusu kıyısında meydana geldiğini görüyoruz. Son Japonya Depremini Van depremi ile kıyaslarsak 9 magnütüd ölçeğindeki deprem meydana gelmeden 1 gün önce aynı bölgede 7.3 magnitüd ölçeğinde öncü bir deprem meydana geldi. Bu depremin ardından 9 ölçeğinde bir depremin meydana gelebileceğini tahmin edemedik. Depremin ardından meydana gelen artçı depremler, uzunluğu 600 km. genişliği 200 km. olan bir alanda meydana geldi. Geonet sistemi ile kabuk deformasyonu (crustal deformation) incelendiğinde doğu batı yönünde 1 metre , kuzey güney yönünde de 5 metre yüzey değimi meydana geldiğini tespit ettik. Bu değişimler 1000 adet önceden tesis edilmiş GPS cihazı sayesinde tespit ediliyor. Bu çalışmalara rağmen Pasifik Okyanusu derinliklerindeki değişimler bugüne kadar bilinemiyordu. Ancak son Japonya depreminden sonra yeni bir teknoloji geliştirilerek dünyada ilk kez yapılacak çalışma ile buradaki değişimler de artık izlenebilecektir. Eldeki verilerle Pasifikteki değişimin doğu batı yönünde 24 m. kuzey güney yönünde 3 m. olduğu düşünülmektedir. Deniz tabanında ise 3 m.lik bir yükselme olduğu düşünülüyor. Bu 3 m. lik yükselme 200x600=120.000 km2 lik bir alanı etkilemektedir. Van depremi ile kıyaslarsak Van depreminde 2 m. lik bir değişim olmuş, bu da 20x10=200 km2 lik bir alanı etkilemiştir.

Japonya’da olasılık sismik afet haritalarına göre (deprem olma riski olan alanların haritası) 30 yılda büyük ve yıkıcı deprem meydana gelme olasılığı %99 dur. Bahsettiğim yeni proje ile (GPS Acoustic Seafloor Geodetic Observations) deniz tabanına yerleştirilecek nirengi noktalarındaki GPS ler yardımıyla gelen sinyaller analiz edilerek deniz tabanındaki muhtemel değişimler ölçümlendirilecektir. Bu ölçümler birkaç cm. hata payı ile yapılmaktadır. Yine ayrıca bu proje sayesinde enerji birikimi de önceden tahmin edilebilecektir. Pasifik Okyanusunda yılda 9 cm. Filipin Denizinde de yılda 4 cm. yer değiştirme olmaktadır.

Tüm bu bilgiler ışığında geçen sene Japonyada meydana gelen depremin 1000 yılda oluşabilecek bir deprem olduğunu söyleyebiliriz.

Biraz da batı Japonya hakkında bilgi vermek istiyorum. Bölge hakkında 684 yılından itibaren deprem sayıları ve büyüklükleri elimizde mevcuttur. Bölge 4 alana ayrılmıştır. DONET 1 ve 2 projeleri ile erken uyarı cihazları yerleştirilmiştir. Bu cihazlardan alınan veriler kablo yardımıyla tek bir merkezde toplanmaktadır. Bu sistem sayesinde depremin nerede olacağı tahmin edilmekte ve bu doğrultuda tahliye işlemine hız verilmektedir. Tahminlerimizin doğru çıkması durumunda alınacak önlemler sayesinde daha büyük felaketler önlenmektedir.

1981 ve 2009 yılları arasında Japonya Türkiye arasında MEXT Projesi yürütülmüştü. 1999 da meydana gelen depremin daha doğusunda 1967 yılında da büyük bir deprem meydana gelmişti. Eskiden beri depremlerin doğudan batıya doğru seyrettiği görülmektedir. Bölgedeki bir sonraki depremin en son depremden daha batıda olacağı konusunda hem fikir olduk. Bu çalışmalar ışığında deprem Marmara Denizinde olacağından çalışmalarımızı bu yerde yoğunlaştırmak istiyoruz. Tabi ki bu söylediğimiz bir tahmindir. En son Büyük Doğu Japonya Depreminden edindiğimiz bilgiler ışığında da böyle bir şey olabilir diyebiliriz. Kesin olur diyemiyoruz. Japonya depremi de tahminlerimizin ötesinde meydana geldi.

1-Marmara Depremi ile ilgili sadece bizler değil bu bölgeye yoğunlaşmış tüm bilim adamları toplanıp depremin hangi karakterde olacağı konusunda ortak çalışma yapmalıdır.

2-Meydana gelecek afetin etkilerinin ne derece azaltılacağının belirlenmesi gerekir.

İşte bu iki sonuç bizim Doğu Japonya Depreminden elde ettiğimiz iki önemli noktadır.

Afetin etkilerinin ne derece azaltılabileceğini kendi alanıma giren konularla açıklayacak olursam öncelikli olarak binaların depreme karşı dayanıklı hale getirilmesi, depremin meydana gelme ihtimali yüksek olan yerlerin tespit edilip süratle gerekli noktalara bildirilmesi, biriken enerjinin ölçülmesi ve ne zaman açığa çıkacağı tahmini üzerine yoğunlaşılmalıdır.

Herkes kendi alanında bıkmadan yılmadan zarar azaltma çalışmalarına devam etmelidir.

Shichigahama Belediye Başkan Yardımcısı Sn. Masami TAIRA da şunları söyledi: 11 Mart 2011 de saat 14.46 da depremin meydana geldiğini öğrendik. İlk Tsunami dalgası saat 15.51 de geldi. Tsunaminin maksimum dalga yüksekliği 12.1 m. olarak ölçülmüştür. İlçemizde 4.2 km2 lik alan yani %31,7 oranındaki alan su altında kalmıştır. İlçe içinde 59 kişi, dışında ise 32 kişi ve 2 de itfaiye gönüllüsü olmak üzere toplam 96 kişi hayatını kaybetmiştir. Bunların 47 si erkek 44 ise bayandır. Gençler tsunaminin vurduğu ana kadar olan zaman diliminde yani 1 saat 5 dakikada gençler kaçabilmiştir. Hayatının kaybedenlerin çoğu yaşlılardır. Evini yüksekte zannedip bana bir şey olmaz diyenler de tsunami altında kalmıştır. 672 ev tamamen yerle bir olmuştur. Evi hasarlı olup da mağdur olan afetzedelerin sayısı toplam 1303 aileden 4295 kişidir. 36 bölgede tahliye merkezleri kurulmuş bunlar 20 haziran 2011 de kapanmıştır (Yani 3 ay süreyle hizmet vermiştir). 14 mart itibariyle 6143 kişi barınaklara yerleştirilmiştir. Evler depremden dolayı değil tsunami nedeniyle hasar görmüştür. Elektrik 14 marttan itibaren aşamalı olarak, su nisanından başından itibaren, gaz nisan ortalarından itibaren ve telefon da 14 nisandan itibaren aşamalı olarak verilmeye başlanmıştır. Geçici evlerin hazırlanması tamamlanarak 18 haziranda taşınma işlemleri tamamlanmıştır. Kamu tarafından 421 ev 7 ayrı bölgede tamamlanmış, buralara 414 aileden 4246 kişi yerleştirilmiştir. Kiralama yöntemiyle de 218 aileden 768 kişi evlere yerleştirilmiştir.

Japonya’da afetlerle ilgili eğitimler sürekli yapılmaktadır. Öğrenciler barınaklarda nasıl yaşayacaklarını afet olmadan önce giderek tecrübe etmektedirler. Yine gönüllülük de önemlidir. Bölgemize yardım için 10.000 gönüllü gelmiştir.

Afet önleme ve zarar azaltma için 3 parolamız vardır:

1.Kendi kendine yardım (Self-help)

2.İşbirliği yaparak yardımlaşma (Co-help)

3.Kamudan yardım almak (Help by public)

Bu üç tür yardımlaşma çok önemlidir. Biz bunun uluslararası yardım açısından önemli olduğuna inanıyoruz. Tüm dünya insanları olarak birbirimize bağlanalım ve yardım edelim.

JICA Türkiye Ofisi Başkanı Sn. Akio SAITO da şunları söyledi: Bizim daha önce yaşadığımız afetlerden çıkardığımız dersler ve tecrübelerden faydalanarak Türkiye’deki önlem tedbirleri açısından nasıl yardımcı olabiliriz diye düşünüyoruz. Bu deneyimlere göre nasıl planlama yapılabilir, nasıl stratejiler yaparsak problemleri minimize edebiliriz? JICA’nın Afet Risk Yönetiminde üçleme yaklaşımı bulunmaktadır. Bunlar 1- İş gücüne dayalı gelişim (Kaizen) 2-Risk iletişimi (Risk communication) 3-Gereğinden fazla önlem alma (redundancy)

Kaizen afet yönetim stratejisini güncellemek ve yenilemek ve bunu topluma yansıtmak için gereklidir. Risk iletişimi, risk iletişim kapasitesinin artırılmasını ve afet yönetiminde farkında olmama riskini en aza indirmeyi amaçlamaktadır. Gereğinden fazla önlem alma ise çok katmanlı yetenekleri açığa çıkarmak için gereklidir. Bir örnek verecek olursak Minamitani yükseltilmiş otobanı, martta meydana gelen tsunami felaketini bloke ederek adeta bir set oluşturmuştur. Yani önlemler alındığında pek çok faydaya da hizmet etmektedir.

Afetlerle ilgili olası senaryolar hazırlanıp bu senaryo afeti ile başa çıkmak için kapasitenin artırılması gerekmektedir. Ancak afet olduğunda planlandığı gibi de yürüyebilir ya da bizim düşündüğümüzden çok daha büyük bir afet de meydana gelebilir. Bu nedenle çok yönlü çalışmak gerekiyor. Örnek verecek olursak tahliye planları ve müdahale ile afet eğitimleri yapısal olmayan tedbirlerdir. Ama tsunamiye yönelik deniz duvarlarının inşası ve kıyı setleri yapısal önlemlerdir.

Tahmin edilen olası risklerle başa çıkılamamasının nedenleri olarak bilimsel tecrübenin yetersizliği (yapıların bilimsel standartlarda yapılmaması vb.), şehirleşme (şehirler büyüdükçe müdahale zorluğu vb.) ve nüfusun hızla artması ve yaşlanmasını riski artırıcı faktörler olarak sayabiliriz. Tabi bunlar da yaptığımız senaryo ve afet olduğu zaman karşılaştığımız arasında farklılığa neden oluyor. Az önceki sunumda da gördük. Evime tsunami gelmeyecek diye önlemini almıyor evinden çıkmıyor ama tsunamiden hayatını kaybediyor. Benim evime zarar gelmez diyor. İşte bu senaryo üzerindeki önlem tedbirlerini halka ne derece aktarabiliyoruz. Burada vatandaşların verdiği hüküm önemli.

Her devlet ekonomik kalkınmayı ön plana koymaktadır. Ama gelişimin sürdürülebilmesi için (sustainable development) ve yapılan yatırımların bir doğal afette sıfırlanmaması için risk azaltma tedbirlerinin alınması gerekir.

Japonya’da pek çok risk azaltma tedbiri alınmaktadır. Mesela hızlı trenlerde deprem olduğunda devrilme riskini azaltma için hızını otomatik olarak düşüren sistemler bulunmaktadır.(Shinkansen disaster detection system)

Düzenleyen Dr.Alpaslan Hamdi KUZUCUOĞLU

Foto:http://www.ibb.gov.tr/sites/akom/Documents/haberler_haberdetay_0448.html

26 Şubat 2012 Pazar

DEPREM ZARARLARININ AZALTILMASI SEMİNERİ

Büyük Doğu Japonya Depremi'nin birinci yıl dönümünde Deprem Zararlarının Azaltılması Semineri düzenlenecektir. Katılımın ücretsiz olduğu etkinlikte İngilizce-Türkçe simültane çeviri yapılacaktır.
Her ikisi de deprem ülkesi olan Japonya ve Türkiye, bu etkinlikle deprem zararlarının azaltılmasına yönelik toplumsal bilinci artırmayı ve bu alandaki işbirliği bağlarını daha da güçlendirmeyi hedeflemektedir.

Bu seminerde Tokyo Teknoloji Üniversitesi Fahri Profesörü ve deprem oluşum mekanizmaları araştırmacısı Prof. Dr. Yoshimori HONKURA ve kendisi de bir depremzede olan Shichigahama-machi Belediye Başkan Yardımcısı Masami TAIRA, uzman ve yerel yöneticilerin gözünden Büyük Doğu Japonya Depremi'nden alınan dersler ve çıkarımlar ve bundan sonra atılabilecek adımları aktaracaklardır. Türkiye'den ise, T.C. Başbakanlık Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD) yetkilileri Van Depremi'nden öğrenilenler ve Türkiye'nin deprem stratejilerini tanıtacaklardır.

Ayrıca afet zararlarının azaltılması konusunda Japonya ve Türkiye arasındaki işbirliği çalışmaları hakkında bilgi verilecek ve Japon özel sektörü tarafından deprem zararlarının azaltılmasına yönelik geliştirilen yüksek teknolojiler tanıtılacaktır.

Tarih ve Saat: 1 Mart 2012 ( Perşembe), 14:00-17:30
Yer: Türk Japon Vakfı Kültür Merkezi (Ferit Recai Ertuğrul Cad., No:2, Oran, Ankara)
Düzenleyen: Japonya Büyükelçiliği, T.C. Başbakanlık Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD), JICA Türkiye Ofisi İşbirliği: Türk Japon Vakfı, JICA Derneği, Türk Hava Yolları
Davetliler: Başta afet konusunda faaliyet gösteren Türk kamu kurum ve kuruluşları ve akademik çevreler olmak üzere afet zararlarının azaltılmasına ilgi duyan herkes davetlidir.
PROGRAM :
Açılış Konuşmaları
- Beşir ATALAY, Başbakan Yardımcısı
- Kiyoshi ARAKİ, Japonya Büyükelçisi
- Dr. Fuat OKTAY, AFAD Başkanı
- Prof. Dr. Cafer Tayyar SADIKLAR, Türk Japon Vakfı Başkanı
Deprem Deneyimlerinin Paylaşılması
- Prof. Dr. Yoshimori HONKURA, Tokyo Teknoloji Üniversitesi Öğretim Görevlisi
- Masami TAIRA, Miyagi Kenti, Shichigahama-machi Belediye Başkan Yardımcısı (Shichigahama-machi ilçesinde Türk acil yardım ekipleri faaliyet göstermiştir)
- Murat NURLU, AFAD, Deprem Dairesi Başkanı
Japonya ve Türkiye'nin Deprem Zararlarının Azaltılmasına Yönelik İşbirliği
- Akio SAITOU, Japonya İşbirliği (JICA) Türkiye Ofisi Başkanı
- Ikuko NATORI ve Miyuki KONNAI, Association for Aid and Relief Japan (AAR JAPAN)
- Yozo SHINOZAKI, TAISEI Corporation, Proje Birimi, Grup Lideri
- Jun UEKI, SKY Perfect JSAT Corporation, Kamu İşleri Birimi, Yönetici

17 Şubat 2012 Cuma

AFETLER VE KIRILGANLIK


İngilizce’de vulnerability tabiri afetle ilgili terminoloji de sık sık karşımıza çıkmaktadır. Bizim dilimize hassas, zayıf, kırılgan veya hasargörebilirlik olarak tercüme edilmektedir.

Bu kelimenin en önemli unsurunun “risk” olduğu kaçınılmazdır. Risk formülize edilirse tehlikelerin gerçekleşme olasılığının hasar görebilirlik ile çarpımıdır. Olaydan etkilenme de denilebir aslında. Yani bir olgunun hasar görebilirliği ne kadar fazla ise tehlikenin gerçekleşmesi durumunda, o olgu üzerindeki hasar ve etkilenme de o derece artmış olmaktadır. Bu olgu, kent olabilir, toplum olabilir, kişiler veya maddeler olabilir.

Bunu toplum içindeki bazı gruplara uyarlarsak; toplumun kırılgan kesimini oluşturan çocuklar, yaşlılar ve engelliler, olası bir tehlikeyle karşılaşılması durumunda başkalarının yardımına ihtiyaç duymaktadırlar. Böyle bir durumda olacakların şimdiden görülüp tedbirlerin ona göre alınması da önemli bir noktadır. Uzun yıllardır ihmal edilen ancak son yıllarda üzerinde ciddi çalışmalar olan bu kırılgan kesimin sorunlarına karşı Kamu Kuruluşları, STK ve vatandaşlarımızın ilgisi giderek artmaktadır. Ancak afet gibi olağanüstü durumlarda risk taşıyan bu kırılgan kesim acaba ne derece hazırlıklı?

Dünyada söz konusu kırılgan kesimle ilgili bazı örnekler vermek gerekirse, ABD’de Oakland Yangın Dairesi oluşturduğu web sitesinde 911 telefon kodu ile tuşlanan Bilgisayar Destekli Sevk Sistemine(Computer Aided Dispatch System- CAD) kayıt olan yaşlı ve engellilerin olası bir afet anında kolaylıkla güvenilir bir alana tahliye edilmesini amaçlamaktadır. Güvenli bir ortamda tutulan kayıtlar kesinlikle 3. şahıslarla paylaşılmamaktadır. Bu bilgiler ışığında yangın, tıbbi müdahale ve emniyet birimlerine hızlı bir şekilde bilgi aktarımı yapılarak, 911 acil müdahale personeli, kayıtlı yaşlı ve engellilere yardımcı olmak için sevk edilmektedir. 911 numarasına 24 saat boyunca erişilebilmektedir.

Bu kırılgan kesimler normal hayatlarında bile özel ihtiyaçlarını karşılarken yardıma gereksinim duymaktadırlar. Bununla beraber afet olduktan sonra gittikleri geçici barınma alanlarında da bu ihtiyaçları devam etmekte, ihtiyaçlarının karşılanmaması durumunda bulundukları ortama uyum sorunları yaşamaktadırlar. Japonya’da da AAR gibi yardım kuruluşları geçici barınma alanlarında bulunan yaşlı ve engellilere yönelik fizyoterapist, doktor gibi uzman personel göndermekte, tüm geçici barınma alanlarından toplanılan yaşlı ve engellilerin talepleri doğrultusunda hazırlanan yardım listeleri hızlı bir şekilde temin edilerek ihtiyaçlar yerlerine teslim edilmektedir. Yine psikolojik destek sağlamak amacıyla psikolojik terapi çalışmaları da sürmektedir.

Kaynak:

http://www.globalgiving.co.uk/pr/8500/proj8422d.html

http://www.globalgiving.org/projects/help-disabled-elderly-and-displaced-japanese/updates/?subid=12096

http://reliefweb.int/sites/reliefweb.int/files/resources/Full%20Report_538.pdf

Foto: AAR yaşlılara yönelik tansiyon ölçümü (Miyagi Prefecture)

Afetlere karşı kırılgan kesimlerin ihtiyaçları göz önünde bulundurularak mevcut ve olası sorunlara duyarlılık toplumda geliştirilmelidir. Afetler için gerekli önlemler şimdiden planlanmalıdır.

Dr.Alpaslan Hamdi KUZUCUOĞLU

2 Şubat 2012 Perşembe

KÜLTÜREL VARLIKLARIN KURTARILMASI VE KORUNMASI İÇİN İŞBİRLİĞİ ÇAĞRISI


TOHOKU PASİFİK OKYANUSU DEPREMİNDEN ZARAR GÖREN KÜLTÜREL VARLIKLARIN KURTARILMASI VE KORUNMASI İÇİN JAPONYA KÜLTÜREL İŞLER AJANSI TARAFINDAN YAPILAN İŞBİRLİĞİ ÇAĞRISI

Bildiğiniz üzere Japonya’da bugüne kadar bilinen en büyük deprem olan Tohoku Pasifik Okyanusu Depreminin ardından çok değerli can ve mal kayıpları olmuştur. Depremde hayatını kaybedenler ve etkilenenlere en derin taziyelerimi ve içten mesajlarımı iletmek istiyorum.

Sadece koruma altına alınan alanlar göz önüne alındığında 400 den fazla kültürel varlık deprem ve tsunamiden ağır hasara uğramıştır. Hasara uğrayan alan çok geniştir. Kültür Varlıklarının korunmasına Dair Kanununun yürürlüğe girmesinden bu yana karşılaştığımız en güç durumdur. Pek çok milli hazine, önemli kültürel varlıklar, özel tarihi alanlar ve eşsiz manzaraya sahip özel yerler bu afetten etkilenmiştir. Bazı eserler tamamen yok olmuş, bazılarının ise iyileştirme çalışmaları için uzun bir dönem gerekecektir.

Japon Kültür Mirası Japonya ve İnsanlık için çok değerli bir ortak mirastır. Bugün yaşayan bizler için bu hazineleri gelecek nesillere iletmek bir sorumluluktur. Bu amaçla, zarar görmüş kültür varlıklarının güvenliklerini sağlama, hırsızlığı önleme, hasarlı yapıların enkazı altında kalmış kayıp veya hasar görmüş eserleri kurtarma çalışmalarına başlamak zorundayız.

Biz Kültürel İşler Ajansı olarak taşınabilir kültürel miras için “Kültürel Miras Kurtarma Programı”nı afetten etkilenen bölgelerde araştırma merkezleri, dernekler ve eğitim birlikleri ile birlikte organize ettik. Biz hasar gören kültür varlıkları için acil olarak bir koruma merkezi istiyoruz.

Bundan sonra, konu ile ilgili uzmanların yardımıyla tarihi binalar gibi taşınmaz eserlerin restorasyonu ve rehabilitasyonu için harekete geçeceğiz. Kültürel varlıklar birer toplumun ruhsal bağlarıdır. Biz onların en kısa zamanda eski haline getirilmesinin afetten etkilenen bölge için bir gülümseme getireceğimi umuyoruz.

Kültürel İşler Ajansı, yukarıda belirtilen görev için gerekli bütçeyi sağlamak adına yoğun çaba harcamaktadır. Bizim bütçemiz uzmanların ulaşımı, malzemeleri ve eserlerin kurtarılarak korunması gibi gerekli işler için yeterli değildir. Bu nedenle kurtarma programlarının hızlı bir şekilde başarılması için geniş destek kaçınılmazdır.

Yukarıda bahsedilen kurtarma programlarına destek amacıyla dünyanın dört bir yanından gelen bağışların akışını kolaylaştırmak için Kültürel Miras ve Sanat Araştırmaları Fonu özel bir banka hesabı açmıştır. Lütfen bu hesabı Japon Kültürel Mirasını için ilgi ve anlayışınızı göstermek ve programı desteklemek amacıyla kullanınız.

Bu vesileyle Güzel Sanatlar Sergileri için Tazminat Kanununun 29 Mart 2011 de yürürlüğe girdiğini ve Haziranda uygulamaya başladığını belirtmek isterim. Bu yasa, yurtdışından sergi amacıyla getirilen ve hasar gören eserlerin tazminini kolaylaştırmayı hedeflemektedir. Ülkenizden gelen çok değerli eserlerin bu yeni yasa ile daha iyi korunacağını ümit ediyorum.

Japonya Kültürel İşlerden Sorumlu Komiseri

Seiichi Kondo


Bağış için site linkinde kredi kartınızı (http://www.bunkazai.or.jp/donate/donate_en.html) ya da aşağıdaki hesap numarasını kullanabilirsiniz.

Bank Name: Sumitomo Mitsui Banking Corporation

BIC Code (SWIFT Code): SMBCJPJT

Branch Name: Ueno Branch

Account Number: 6615496

Account Type: Futsu (Savings / Ordinary account)

Account Name: Foundation for Cultural Heritage and Art Research

Post Code: 110-0007

City Name: Tokyo

http://www.bunka.go.jp/bunkazai/tohokujishin_kanren/chokan_message_e.html

Fotoğraf: Tokyonun 400 km kuzeyinde bulunan Saikoji Tapınağındaki hasar. ( Ishinomaki, Miyagi Prefecture)

Kaynak: http://news.monstersandcritics.com/asiapacific/features/article_1629640.php/Japan-Earthquake-Tsunami-Nuclear-Accident-Aftermath-Pictures?page=7

Çeviren:Dr.Alpaslan Hamdi KUZUCUOĞLU

30 Aralık 2011 Cuma

JICA TÜRKİYE OFİSİ HABERİ


JICA Türkiye Ofisi'nin, 5 aralık 2011 de gerçekleştirilen "Türkiye ve Japonya'da Kültürel Mirasın Korunması Paneli" ile ilgili yayınlamış olduğu haberi bilginize sunuyorum. Panelin gerçekleşmesine katkısından dolayı JICA Türkiye Ofisi'ne teşekkürlerimi arz ediyorum.





Dr.Alpaslan Hamdi KUZUCUOGLU

29 Aralık 2011 Perşembe

AFET PARKLARINDAKİ KENT MOBİLYALARI





Afet parkları yine her zamanki gibi merkezi ve yerel hükümet tarafından üzerinde ciddiyetle durulması gereken bir konu olarak karşımıza çıkıyor. Çok amaçlı planlama yapan Japonlar parklarda kullanılan kent mobilyalarını da çok amaçlı olarak tasarlıyor. Daha önceki yazılarımda park banklarının ocak olarak kullanıldığından bahsetmiştim. Bu yazımda da bankların içine malzeme konulması için özel olarak adeta bir kutu şeklinde tasarlanmasından bahsetmek istiyorum. Afet zamanında barınak olarak işlevlendirilecek park banklarında afetzedelerin kullanımına uygun acil kurtarma ekipmanı ve kolay monte edilebilecek tuvalet ekipmanı depolanıyor.



Bu tür depolama banklarından vatandaşlar bankın hemen yanında yer alan yazı veya levhalarla bilgilendiriliyor. Kurtarma ekipmanları testere, çekiç, jeneratör, inşaat demiri kesme aleti, halatlar, hidrolik kriko vb alet ve cihazları kapsamaktadır. Tuvaletlerin üzerine kurulacak ekipman ise daha önceden altyapısı hazırlanmış rögar tipi çadır veya diğer portatif malzemeden hazırlanmaktadır. Bu tür ekipmanlar modüler olarak hazır olup, iki yetişkin tarafından 5 ile 10 dakikada kurulabilmektedir.

Bu bankların içine portatif sedyeler de konabiliyor. Böylece acil durum ve sağlık ekipmanlarıyla bu tür kentsel mobilyalar, kurtarma mobilyalarına dönüşmektedir. Sedyenin yanında acil durum yatağı, mutfak tezgahı, parkta normal zamanlarda kullanılacak beyzbol ve tenis ekipmanları da bu banklara konulmaktadır.


Kaynak: http://www.nihon-kogyo.co.jp/01104touch05.html



Bunun yanında parktaki pergolelere yapılan basit bir düzenekle hemen 4 yanı kapatılarak afet anında barınma veya acil durum yönetim merkezine dönüşebilmektedir. Yine akıllıca bir yöntemle parktaki lambalar için direk üzerinde bulunan pervane ve güneş enerjisi panelleri yardımıyla kendi ürettiği elektrik kullanılmaktadır.

Kaynak: http://www.nihon-kogyo.co.jp/01104touch05.html

Acil durum stoku niteliğinde bu dahiyane çözümler hep afet olmadan önce yapılan risk azaltma çalışmalarının bir parçasıdır.

Yoksa deprem olduktan sonra yapılan planlama çalışmasının afet kriz yönetimine kaostan başka bir katkısı olmaz.


Dr.Alpaslan Hamdi KUZUCUOGLU


28 Aralık 2011 Çarşamba

JICA MENSUPLARI DERNEĞİ


Üyesi bulunduğum JICA Mensupları Derneği tarafından gönderilen teşekkür mesajı:



SES PERDESİ UYGULAMALARI




Pekçok ülkede otoyol kenarlarındaki sesin etraftaki insanlara ulaşıp rahatsızlıkvermesini engelleyen gürültü bariyeri niteliğindeki ses perdesi uygulamalarıJaponya’da da yaygın olarak kullanılmaktadır. Japonlar’ın ses duvarı olarakadlandırdıkları bu uygulamalar kent içi ve kent dışı yollarda, raylı sistemgeçiş güzergahlarında kullanılmaktadır. Bu perdeler yolun her iki tarafına damonte edilmektedir. En önemli özellikleri ses ve ışığın iletimini minimizeetmeleri ile darbeler ve yangınlara karşı dayanıklı olmalarıdır. Çevreselkoşullara da dayanıklı olan bu malzemelerin montajı da pratik yöntemlerle hızlıbir şekilde prefabrike olarak yapılmaktadır.



Bilindiğiüzere ses etkilerinin insan sağlığı üzerine olumsuz etkileri var. Uykubozuklukları, ruhsal bozukluklar ve iş performansını azaltma gibi etkileribulunuyor. Bu nedenle Japonlar kent içinde bile bu konuya çok dikkat ediyor veözen gösteriyor. Meskun alanlarda dahi bu tür uygulamaları görebiliyorsunuz.Kobe’de sitelerin bulunduğu bir kavşakta ses perdesi uygulaması yapılmış.



Butür uygulamaların bir faydası da yağmurda trafik nedeniyle araçların susıçratmasının önlenmesidir. Ayrıca yine çok önemli bir faydası da otoyollarahayvan girmesinin önlenmesidir. Böylece hem insan hem de hayvan hayatıgarantiye alınmaktadır.



Japonlaro kadar düşünceli insanlar ki kent içinde megafon kullanılmıyor. Reklam yapanfirmalara ait çığırtkanlar plastik bir huniye üfleyerek seslerini duyurmayaçalışıyorlar. Ne kadar insana saygılı oldukları bu hareketlerinden belli.






Ayrıcasık sık kent içinde ses şiddetini ölçüyorlar. Kobe’de limana yakın bir kavşaktayapılan ses ölçümlerine şahit oldum.




İstanbul’daDarülaceze metrobüs durağına İstanbul Büyükşehir Belediyesince konulan sesperdelerini deneme imkanı buldum. Gerçekten de durakta bekleyenler için tam birses izolasyonu sağlanıyor. Yine Beykoz otoyolunda etraftaki yaşam alanlarınayönelik ses izolasyonu sağlanmış. Bu tür uygulamalarının ülkemizde deyaygınlaşmasını bekliyoruz.



İnsanasaygı adına…


Dr. Alpaslan Hamdi KUZUCUOĞLU

22 Aralık 2011 Perşembe

ŞEMSİYE DOLAPLARI VE ŞEMSİYE KABI UYGULAMASI





Islak şemsiye deyip geçmeyelim. Özellikle yağmurlu günlerde iç ortamlara şemsiye ile taşınan yağmur damlaları kayma riskine neden olmaktadır. Bununla birlikte müze gibi tarihi koleksiyonların sergilendiği mekanlarda iç ortama gelen su, ortamın bağıl neminin artmasına ve hem bina hem de koleksiyonlar için hasarlara neden olabilmektedir.


Bu nedenle Japonlar iç mekanlara girildiği anda özellikle kayma riskini minimize etmek için şemsiye dolabı veya şemsiye kabı gibi önlemler almaktadırlar. Okullar, yurtlar, alışveriş merkezleri, ofis ortamları, oteller, müzeler, hastaneler ve kamu kurumlarında sıklıkla görülebilen bu uygulamalar değişiklik arz etmektedir.



Bazı yerlerde şifre girerek kilitleyebileceğiniz şemsiye dolapları bulunuyor. Zemine su sızmaması için tabanda hazneler mevcut. Ayrıca şemsiye boyutunda şeffaf kaplar da ücretsiz olarak dağıtılmaktadır. Ya da bazı tasarımlarda şemsiye dolabın içindeki kabın içine yerleştirilip çekildiğinde otomatik olarak şemsiye kaplanmış hale gelmektedir. Bir diğer uygulama şekli de özgül soğurma yöntemiyle V şeklinde hazırlanan bir düzenektir. Bu yöntemde, düzeneğin içinde şemsiyenin birkaç kez sallanmasıyla şemsiye üzerindeki su damlacıklarının %80’i elimine edilmektedir.


Kaynak: http://www.nigiwai-dougu.com/dm/001.html


Bu tür tasarımlarda yer kaplamayan dikey dolaplara ağırlık vermekteler. Bunlar ıslak zeminde kayarak düşme, yaralanma risklerini en aza indiren, Japonların insana değer verdiği uygulamalar olarak karşımıza çıkmaktadır. Ülkemizdeki kamu ile özel teşebbüse ait kurum ve kuruluşlarda “insana saygı öncelikli” bu tür uygulamaların yaygınlaşmasını bekliyoruz. Risksiz günler dilerim


Dr.Alpaslan Hamdi KUZUCUOĞLU

18 Aralık 2011 Pazar

KAMU ALANLARINDA TEKERLEKLİ SANDALYELERİN BULUNDURULMASI




Çoğumuz bir müzeye veya alışveriş merkezine gittiğinde bir yakınımız için keşke bir tekerlekli sandalye olsaydı diye hayıflanmışızdır. Hatta bir hastanede bile aynı sıkıntıyı yaşamışızdır. Japonların insanı önceliklendirmede ilk sıraya koymaları nedeniyle tekerlekli sandalye hizmetlerini kamusal alanda her yerde görebiliyorsunuz.


Müzeler, kütüphaneler, okullar, alışveriş merkezleri ve hastaneler gibi yoğun insan sirkülasyonunun bulunduğu tesislerde tekerlekli sandalye hizmeti yaygın olarak ülke genelinde veriliyor. Hatta günlük çok cazip fiyatlarla kiralama hizmeti bile sunuluyor. Oita istasyonunda bulunan bir kiralama şirketi 07.30-19.30 saatleri arasında sadece 200 japon yeni karşılığında kiralama hizmeti sunuyor.


Kaynak: http://maps.wizu.jp/wp/?p=830


Örneğin park alanlarında tekerlekli sandalye hizmetinin nerede olduğuna dair levhalar bulunuyor. Bu bilincin doğal sonucu olarak tekerlekli sandalye kullanımına uygun kent içi fiziksel düzenlemeleri de titizlikle uygulanıyor.


Bununla beraber pek çok sivil toplum kuruluşu yeni veya az kullanılan tekerlekli sandalyelerin toplanması, ihtiyaç sahiplerine dağıtılması, tamiri ile ilgili dernekler kuruyor. Örneğin Otaru Sapparo Otomobil Servis Derneği üyeleri ücretsiz olarak tekerlekli sandalye bakım servisi hizmeti vermektedir.


Kaynak: http://www.city.otaru.lg.jp/simin/koho/websyasinkan/23nen/230722_2.html


Bazı dernekler de topladıkları tekerlekli sandalyeleri yurtdışına gittiklerinde beraberlerinde götürüp daha önce tespit ettikleri ihtiyaç sahiplerine bunları hibe etmektedirler. Ayrıca Toyota gibi firmalar da belediyelere tekerlekli sandalye bağışı yapmaktadırlar.


Ülkemizde de artık yeni yeni görmeye alıştığımız tekerlekli sandalye hizmetlerinin tüm kurumlarda yaygınlaştırılmasını diliyorum.



Dr.Alpaslan Hamdi KUZUCUOĞLU

17 Aralık 2011 Cumartesi

ÇOK AMAÇLI AFET PARKLARINDAKİ ÇOK AMAÇLI TESİSLER





Japonlar çok akıllıca hareket ederek bir yatırımı çok amaçlı olarak planlayarak pek çok faydayı da vatandaşlarının hizmetine sunuyorlar. Bunu adeta bir taşla üç beş kuş vurmak gibi tabir edebiliriz.
Örneğin bir kent parkını sadece rekreasyon alanı olarak değil aynı zamanda acil durumlarda barınak olarak kullanılmasını sağlayacak şekilde dizayn ediyorlar ve bunları afet önleme parkları olarak adlandırıyorlar.
Ichikawa şehrindeki "Ozu Afet Önleme Parkı" afet anında vatandaşların acil tahliyesi için bir üs olarak kullanılıyor. Bu alan Ichikawa mandıralarının dönüşümü ile 2004 yılında oluşturulmuş.
Parkta çok amaçlı plaza, piknik alanı, piknik alanı, gölet, su parkı ve rekreasyon alanları bulunmaktadır.
Acil durumlarla ilgili tesisler ise, heliport alanı ve buna ait tesis, depo alanları, tahliye meydanı, içme suyu tankları (yer altında), yangın tankı, vatandaşın kullanımına yönelik çoklu musluklar, güneş enerjisi ile çalışan aydınlatma elemanları vb dir.
Kaynak: http://blogs.yahoo.co.jp/ttn4euw27n/20765761.html
Burada çok önemli husus; kurulan tesislerin de çok amaçlı olmasıdır. Örneğinoturma grupları olan bankların üstü, afet anında kaldırılarak mutfak elemanlarına dönüşmektedir.
Bir diğer park ise Tokyo Sugamo’da yapılan yeni blokların hemen yanında yer alıyor. 2,2 hektar alandaki bu park 500 kişinin 1 hafta geçici olarak imkan tanıyor.
Afete yönelik tesisleri: su rezervli depolama odaları, akü, lamba, battaniye, radyo, acil durum tuvaletleri ve diğer acil durum üniteleridir.
Yine burada da banklar mutfak ünitelerine hızlı bir şekilde dönüşmektedir. Parktaki pergoleler de afetzedelerin kötü hava koşullarından etkilenmemeleri için üstü kapalı çadıra dönüştürülüyor. En önemli nokta ise belirli noktalarda bulunan rögar kapaklarının kaldırılarak acil durum tuvaletlerinedönüştürülmesidir.
Kaynak: http://w00kie.com/
Ülkemizin her köşesindeki yatırımların da çok amaçlı olarak planlanarak hem vatandaşın hizmetine hem de milli ekonomimize büyük faydalar sağlanacağına inanıyorum.


Dr.Alpaslan Hamdi KUZUCUOĞLU

16 Aralık 2011 Cuma

AAR JAPAN MESAJI



Japonya'dan Van Depreminde mağdur olan afetzedelere yardım için gelen ve Bayram Oteli'nin enkazında kalan ancak tüm müdahalelere rağmen 10.11.2011 tarihinde hayatını kaybeden Dr. Atsushi Miyazaki'nin, vefatı nedeniyle üyesi bulunduğu AAR Japan kuruluşuna sunduğum taziye mesajı için gönderilen teşekkür mesajını paylaşıyorum:

Saygıdeğer Efendim,

Biz, AAR Japonya üyelerinden Atsushi Miyazaki’nin vefatı ve Miyuki Konnai’nin yaralanması nedeniyle gönderdiğiniz taziye ve destek için en içten takdirlerimizi sunmak istiyoruz.

Dünyanın dört bir yanından yüzlerce mesaj aldık ve sizin düşünceli hareketiniz bu zor zamanda bize sadece teselli değil aynı zamanda bir güç kaynağı olmuştur.

Sayın Miyazaki’nin naaşı 13 kasımda Japonya’ya dönmüştür ve ailesiyle buluşmuştur. Konnai Türkiye’de bir hastanede hala iyileşme döneminde olup, yakın zamanda geri dönmeyi planlamaktadır.

Bu vesile ile son depremlerde hayatını kaybedenler için en derin taziyelerimizi sunmak ve hayatta kalanların acılarını paylaşmak istiyoruz. Biz gerçekten bu trajik olay nedeniyle etkilenmiş olanların bütün zorlukları aşarak mümkün olan en kısa sürede normal hayatlarına dönebilmelerini ümit ediyoruz.

Teşekkür ederim

22Kasım 2011,

Yukie OSA

Japonya Yardım ve kurtarma Derneği Yönetim Kurulu Başkanı


Çeviri: Dr.Alpaslan Hamdi KUZUCUOĞLU


JAPONYA DEPREMİ NEDENİYLE JICA MESAJI


Sendai Depremi nedeniyle taziyelerimi bildirdiğim JICA Türkiye Ofisinden gelen teşekkür mektubunu paylaşıyorum.

Saygıdeğer Efendim,
Japonya'nın güney doğu sahilini vuran yıkıcı deprem ve tsunami afeti nedeniyle Japon Halkına göstermiş olduğunuz sempati ve iyi niyetli ifadeleriniz için teşekkür ederiz. JICA çalışanları adına içten şükranlarımı sunmak isterim.

Bildiğiniz gibi, afetzedeler çok zor şartlar altında hayat mücadelesi vermeye devam ediyorlar. Sizin yapmış olduğunuz gibi dünyanın pek çok bölgesinden gönderilen içten destek ve yardım tekliflerini gönderen siz Japonya dostlarını bilmek onların yüreklerini ısıtıyor. Bu eşi görülmemiş afet anında uluslararası toplumdan gelen acımızı paylaşma ve destek bizim için çok cesaret ve güven verici olmakta, yüz yüze bulunduğumuz bu zor yolda yeniden yapılandırma faaliyetleri kapsamındaki çabalarımızda yalnız olmadığımızı göstermektedir.

Ben yeniden samimi mesajınız ve JICA ile işbirliğini devam ettirme arzunuz nedeniyle en içten şükranlarımı yenilemek istiyorum

Saygılarımla,
Kazuhide NAGASAWA
JICA Türkiye Ofisi Başkanı

Çeviri: Dr.Alpaslan Hamdi KUZUCUOĞLU

AFET MESAJLAŞMA SİSTEMİ


Japonya’da faaliyet gösteren NTT firmasına ait “Afet Mesajlaşma Servisi” hakkında bilgi vermek istiyorum. Bilindiği gibi afet anlarında insanların acele ile aynı anda yakınlarından haberdar olabilmek veya yakınlarına bilgi verme ihtiyacından dolayı telefon hatlarında kesintiler meydana gelebilmektedir. Özellikle afetin etki ettiği alan büyükse bu ihtiyaç daha fazla insan tarafından talep edilmektedir. NTT nin önemli bir servisi sayesinde bu ihtiyaç karşılanabilmektedir. Bunun için kullanıcıların firma ile herhangi bir mukavele imzalaması gerekmemektedir.

Kullanıcılar 171 i aradıktan sonra 1 'i, alan kodlarını ve telefon numaralarını tuşlamaları gerekiyor. Ailelerine mesaj göndermek istiyorlarsa yine 171 i aradıktan sonra 1, ailesinin alan kodunu ve telefon numaralarını tuşlamaları gerekiyor. Ardından 30 saniye içinde sesli mesajın kayıt edilmesi gerekiyor. 1 ve kare ile mesajın kaydedilmesi başlanıyor 9 ve kare tuşlama ile de mesaj bırakma işlemi tamamlanıyor.

Mesajı dinlemek için de 171 aranıyor, 2 ve ardından alan kodu ile telefon numarası tuşlanıyor. Bundan sonra bırakılan mesaj dinlenebiliyor.

Japoya’daki tüm telefon şirketleri insanların güvenliği için buna benzer hizmetler sunmaktadır. NTT afet mesajlaşma sistemi her ayın ilk günü ile Afet Önleme Haftasında ( 30 ağustostan 5 eylüle kadar) test edilebilmektedir.

Konu ile ilgili ayrıntılı bilgiye NTT firmasının http://www.ntt-east.co.jp/saigai_e/voice171/index.html linkinden; sistemin kullanılmasına ise yine firmaya ait http://www.ntt-east.co.jp/saigai_e/voice171/images/manual.pdf linkinden ulaşabilirsiniz.

Ayrıca pratik kullanımı anlatan İngilizce ve Japonca animasyon da sitede yer almaktadır. http://www.ntt-east.co.jp/saigai_e/voice171/hayawakari.html

Bu çok önemli hizmetin ülkemizdeki mobil hizmetler sunan firmalar tarafından da sağlanmasını diliyoruz.

Dr.Alpaslan Hamdi KUZUCUOĞLU


15 Aralık 2011 Perşembe

DEPREM VE TSUNAMİ AFETİNDEN 6 AY SONRA JAPONYA


Tokyo (AP). Geçtiğimiz Pazar Japonya’nın kuzeydoğu sahilini vuran yıkıcı deprem ve tsunami afetinin 6. ayını doldurduğu gündü. 20.000 kişi hayatı kaybetti ya da kayboldu, 800.000 den fazla ev tümüyle ya da kısmen yıkıldı. Afet, iş hayatını, yolları ve alt yapıyı felce uğrattı. Japon Kızıl Haç Teşkilatı 400.000 insanın yerinden edilmiş olduğunu tahmin ediyor.

Yarım yıl sonra, fiziksel olarak ilerlemeler olduğu görülmektedir.

Enkazın çoğu kaldırılmış ya da en azından yığın haline getirilmiş. Liman kenti Kesennuma'da, tsunaminin içerilere kadar taşıdığı teknelerin çoğu kaldırılmış. Tahliye edilenlerin çoğu lise spor salonlarına ve geçici barınaklara taşınmış. Geçen hafta Kyoda Haber Ajansı 3 enstantaneyi gösteren bir fotoğraf dizisi yayınladı. Aynı açıdan çekilen fotoğrafların ilk karesi bölgenin deprem ve tsunami afetlerinin ardından görüntüsünü, ikinci kare 3 ay sonraki görüntüsünü, son kare ise şu anki görüntüsünü bizlere sunmaktadır. (Toplam 44 fotoğraf)


Çeviri: Dr.Alpaslan Hamdi KUZUCUOĞLU

9 Aralık 2011 Cuma

TÜRKİYE VE JAPONYADA KÜLTÜREL MİRASIN KORUNMASI




İstanbul Büyükşehir Belediyesi, İstanbul Üniversitesi, Japonya Uluslararası İşbirliği Ajansı (JICA) ve JICA Mensupları Derneği'nin işbirliği ile düzenlenen “Türkiye ve Japonya’ da Kültürel Mirasın Korunması” konulu panel 05 Aralık 2011 tarihinde Atatürk Kitaplığı'nda gerçekleşti.

Programda ilk olarak İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Dr.Kadir TOPBAŞ'ın açılış telgrafı okundu. Ardından İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kütüphaneler ve Müzeler Müdürü Ramazan MİNDER, JICA Mensupları Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Saliha AKBAŞ ve JICA Türkiye Ofisi Temsilcisi Yasutake HOMMA'nın açılış konuşmaları gerçekleşti.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kütüphaneler ve Müzeler Müdürü Ramazan MİNDER, böyle bir etkinliğe ev sahipliği yapmaktan büyük mutluluk duyduklarını, İBB'nin kültür mirasını korumaya yönelik kütüphaneler ve müzelerle ilgili faaliyetleri ile kent müzesi kurulma çalışmalarını anlattı. Geçmişten günümüze ulaşan taşınır ve taşınmaz kültür mirasının gelecek kuşaklara da taşınmasının önem arz ettiğini vurguladı.

JICA Mensupları Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Saliha AKBAŞ ise Dernek Başkanı Dr. Hüseyin VELİOĞLU'nun Van Depremi nedeniyle bölgede yoğun çalışmalarda bulunduğunu anlatarak JICA Mensupları Derneğinin 1988 yılında kurulduğundan bu yana geçen süreci anlattı. Japonya'da JICA kurslarına katılan kursiyerlerin oluşturduğu derneğin üye sayısının 800'e ulaştığını, kursiyerlerin Tarım, İçişleri, Dışişleri Milli Eğitim, Sağlık Bakanlıkları ile Belediyeler, Üniversiteler, STK ve özel sektördeki kuruluşlarda görev yaptığını söyledi. Kültür Mirasının korunmasına yönelik çalışmaların sadece Japonya ve Türkiye'de değil tüm dünyada hız kazandığını belirtti.

Açılış konuşmalarından sonuncusunu gerçekleştiren JICA Türkiye Ofisi Temsilcisi Yasutake HOMMA, Japonya ve Türkiye'de meydana gelen büyük ölçekli depremlere vurgu yaparak, kültürel mirasın korunmasına yönelik afetlerin sebep olduğu zararların azaltılması için geçmiş tecrübelerden dersler çıkarılmasını anlattı. İki ülkenin de afetlerin çok sayıda olduğu bölgelerde bulunmakta olduğunu vurgulayarak, bu nedenle de iki ülkenin de tecrübe ve bilgi paylaşımının çok önemli olduğunu söyledi.



Açılış konuşmalarının ardından panele geçildi.


İstanbul Üniversitesi Müzecilik Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Fethiye ERBAY'ın yöneticiliğini yaptığı panelde; İstanbul Üniversitesi'nden Doç.Dr. Ahmet GÜLEÇ, "Müzeler ve Koruma Kavramı"; İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nden Dr.Alpaslan Hamdi KUZUCUOĞLU, "Türkiye ve Japonya’da Kültürel Mirasın Korunmasına Yönelik Risk Tedbirleri"; İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nden Yasemin MASARACI, "İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin Müzecilik Çalışmaları" konulu sunumları gerçekleştirdiler.

Soru ve Cevap kısmının ardından kokteyl ile program sona erdi.

Dr.Alpaslan Hamdi KUZUCUOĞLU

27 Kasım 2011 Pazar

İSTANBUL DEPREME HAZIR MI?



Samanyolu Haber Televizyonunda 18.11.2011 tarihli Haber Ekranı programında Sevcan Ödemiş Yıldız ile yaptığım röportajı istifadenize sunuyorum.

-23 Ekimde 7.2 büyüklüğünde bir deprem ve 600 den fazla kişi hayatını kaybetti. 26 kasımda da 5,6 büyüklüğünde 2. Bir deprem yaşadık ve ne yazık ki can kaybı bu depremde de sürdü. Bu arada afet ve kriz yönetimi saatlerce süren tv programlarında masaya yatırıldı. İhmaller, eksikler, hatalar gazetelerin manşetlerine taşındı. Sonuçsa ne yazık ki pek iç açıcı değil bu noktada. Evet 17 ağustos depremi sonrasında pek yol aldığımız söylenemiyor. Bugün biraz kıyaslamada yapacağız. Japonya’yı da ele alacağız. Müh. Dr. Alpaslan Hamdi Kuzucuoğlu bugünkü konuğumuz. Kendisi Japonya’da deprem ve afet yönetimi eğitimi aldı. Hoş geldiniz öncelikle Sayın Kuzucuoğlu.

Hoş bulduk teşekkür ederim.

-Evet, bahsettik depremde afet yönetiminde geçmişe göre iyileşme bir nebze görünüyor, iyileşme var. Ama depremin zararını minimuma indirme dediğimiz noktada sanıyorum daha fazla yol almamız gerekiyor. Sorun nerede başlıyor? Çünkü siz depremin aslında merkezi olarak kabul edilen yer olan Japonya’ya da gittiniz. Orada incelemeler yaptınız. En büyük sorunumuz nerede başlıyor?

Biliyorsunuz pek çok ülke uzmanlarını Japonya’ya gönderiyor. Japonya, depremler, yangınlar, tayfunlar, muson yağmurları, volkanlar, tsunami gibi çok sayıda afetle yüz yüze. Bu nedenle afetlerle iç içe yaşıyorlar. Ve bunu hiçbir zaman unutturmuyorlar. Ben de Japonya’da aldığım eğitimlerde en çok bunu gördüm. Müzeler, özellikle açık hava müze yapıyorlar. Örneğin Kobe Limanında bir açık hava müzesi var. Awaji adasında 1995 yılında Kobe’de deprem olmuştu ve merkez üssü Awaji adasıydı. Oradaki fay hattını aynen korumuşlar. Bunu gelen ziyaretçilere ve tursitlere gösteriyorlar.

-Aslında burada en önemli nokta “unutturmamışlar” diyorsunuz. Galiba biz unutuyoruz ve unutturuyoruz. Tarihimize baktığımızda biz bir deprem ülkesiyiz.Buna dair izleri biz hiçbir zaman göremeyiz.

Evet, ülkemizin %98’i depremlerden etkilenen bölgelerde kalıyor. Aslında hiçbir zaman unutturmamız gerekir. Biliyorsunuz deprem çok ani, gelişiyor ve etkisi çok yıkıcı oluyor. Tabii ki Japonlar afet olmadan önce önlemler alıyor. Afet yönetiminin 4 aşaması var. Afetten önce hazırlık ve risk azaltma , afetten sonra ise müdahale ve iyileştirme. Bu hazırlık ve risk azaltma; en az müdahale ve iyileştirme kadar önemli hatta çok daha önemli diyebiliriz. Mesela bir vidayı düşünelim. 5 kuruşluk bir maliyeti vardır. Onu temin etmezsek dolabımız devrildiği zaman binlerce liralık hasar gelecek. Hazırlık aşamasında ve risk azaltma çalışmalarına harcadığımız para belki çok çok daha az olacak. Bir de vatandaşlarını sürekli uyarıyorlar. Bina iç ve dışlarındaki çeşitli bilgilendirme levhalarıyla ve daha sonra vurgulamak istediğim çok amaçlı parklar ve okullar inşa ediyorlar.

-Çok amaçlı park derken nasıl parklar inşa ediyorlar?

Normal zamanlarda vatandaşların istifadesine sunulan yeşil alanlar ve okullar, ama afet olduğunda hızlı bir şekilde dönüşebilen afetzedelerin faydasına hizmetine sunulabilen, sağlık, konaklama ve barınma amaçlı kullanılan tesisler bunlar.

-Yani bir parkkne bir gün sonra tamamiyle bir afet merkezi haline gelebiliyor.

Kesinlikle. Bu alanlarda sahra hastaneleri oluyor, jeneratörler, su kuyuları, çamaşırhaneler, banyo, çocuklar için eğitim merkezleri, helikopter pistleri…

-Hepsini orada yerinde muhafaza edebiliyorlar yani

Tabi ki daha önceden yerleri planlanıyor bu tesislerin. Öncesinde halkın bilinçlendirilmesi amacıyla eğitim amaçlı kullanılıyor.

-Ve eğitim de galiba çok önemli. Bildiğim kadarıyla küçük yaştan başlayıp her yaşa kadar sürekli bir eğitim de görüyorlar deprem ve afet eğitimi konusunda.

Bunu hem yetişkin eğitimi, hem de okullarda öğrenci eğitimleri olarak işi çok ciddi tutuyorlar. Ben özellikle bu geçici barınma alanlarına biraz daha değinmek istiyorum. Bu geçici barınma alanlarına baktığımızda…

-Özellikle Van’a baktığımızda geçici barınma alanları büyük sorun oldu.Hala da zaman zaman haberlerini alıyoruz, vermeye çalışıyoruz. Hala büyük problem. Keza kışın yaklaştığını ve orada kar yağdığını da düşünecek olursak galiba en önemli nokta bu olacak. Barınma yerlerinin belirlenmesi değil mi?

Barınma olmadığı zaman biliyorsunuz kaos ortamı oluyor. Ve herkes afet yönetim merkezlerine koşuyor. Ama bu da afet yönetim merkezlerinin çalışmalarını aksatıyor. İcabında onlar karargah merkezi olarak kurtarma çalışmalarına ağırlık vermesi gerekirken bu sefer afetzedelerin barınma ihtiyaçlarına odaklanıyorlar. Eğer bu önceden planlanılarak çözülebilirse; işte önceden suyu, elektriği, battaniyesi ve sağlık ihtiyaçları temin edilmiş alanlar planlanabilirse bu alanlara kolaylıkla afetzedeler gider, afet karargahlarındaki yetkililer de kurtarma operasyonlarına odaklanabilir. Aynı zamanda buralara kurulacak sahra hastaneleri de diğer hastanelerin yoğunluğunu azaltacaktır.

-Özellikle hastaneler noktasında da biz çok problemliyiz. Ne yazık ki bir deprem olduğunda yıkılan yerler hep kamu kurumları oldu. En azından şimdiye dek diyelim. Siz bir yandan anlatırken bir yandan da Japonya’daki görüntüleri de izleyicilerimize aktarmayı sürdürüyoruz. Hastaneler mesela nasıl olacak? Ona nasıl çözüm getiriyorlar? Sahra hastaneleri dediğimiz yine geçici hastaneler mi kuruluyor?

Afet hastanesi denilen bazı hastaneler inşa etmişler. Bir de afetten etkilenmeyen bölgelerde de key hospital denilen anahtar hastaneler hazırlamışlar. Burada triyaj işlemi denilen hastanın aciliyet durumuna göre afetten etkilenmeyen bölgelerdeki hastanelere aktarıyorlar. Ama afet hastaneleri de özel dizayn edilmiş. Mesela iç ortamda geniş mekanlar bırakılmış. Bu mekanlarda normal zamanlarda hastalar için ayrılan koltuklar hemen hızlı bir şekilde kaldırılıyor ve yerlerine yer yatakları konularak hastalara müdahale ediliyor. Ayrıca bunlar özellikli binalar olduğu için altlarına taban yalıtım malzemesi konuyor ve böylece depremden etkilenmiyor.

-Hastaneler normal binalardan farklı olarak ilgi görüyor ve özel olarak yapılandırılıyor öyle mi?

Elbette özel tasarım yapılıyor. Tüm mekanlarda bunu görebiliyorsunuz. Hasta hızlı bir şekilde acil servislerine geliyor. Eğer enkaz altında kalmışsa bu enkazdan arındırılıyor ve portatif rontgen cihazlarından geçirilerek hastaya müdahale ediliyor. Ayrıca bu hastanelerde görevli DMAT (Disaster Medical Assistance Teams) denilen Afet Tıbbi Yardım ekipleri her an göreve hazır durumda. Kobe’de bizim yaptığımız çalışmalarda 5000 doktor, hemşire ve sağlık personeli olduğunu ve sürekli bunların kurtarma ekipleriyle birlikte tatbikat yaptıklarına şahit olduk. Bizzat biz de bu tatbikatlarda yer aldık…

-Sanıyorum zaman zaman bu tür tatbikatlar yapılıyor. Burda şunu da sormak istiyorum. Şimdi orada tatbikatlar yapılıyor. Türkiye’de de yapıldı zamanında ama büyük şehirlerde gördük. Özellikle İstanbul’da yapıldı.Başka yerlerde çok gördüğümüz söylenemez. Yerel yönetimler mi çok önemli burada? Oradan örnek verecek olursa afet anı Ankara’dan değil de oranın kendi yerel yönetimiyle mi yönetiliyor?

Yerel Yönetimler çok önemli. Orada town watching denilen bir uygulama var. Özellikle halkla beraber kenti izliyorlar. Yerel halk, STK lar ve belediye yetkilileri bizzat bölgeye giderek orada vatandaşların sorunlarını dinliyorlar. Yanlarında fotoğraf makinası, not defteri ve harita bulunduruyorlar ve tek tek tespitleri beraberce not ediyorlar.

-Sizin değdiniz afet parkı gibi yerler mi belirleniyor?

Hem bu alanlar hem de muhtemel risk olabilecek alanlar belirlenerek bu risklere karşı önlemler alınıyor. Bu manada yerel yönetimlerin çok önemli rol oynadığını söyleyebiliriz. Yerel yönetimlerle beraber yetişkin ve çocukların eğitimlerine de önem veriliyor.

-Özellikle eğitimler nasıl yapılıyor? Çünkü bakacak olursak 1999 dan sonra yetişen çocuklar belirli bir şekilde bunun eğitimini biraz olsun aldılart. Ama yetişkinlerimiz deprem noktasında pek eğitimli değiller. Bize çok da öğretildi denilemez. Deprem anında şunu yapın, şuraya gidin, buraya başvurun gibi bilgilendirmeler olmadı.

Çocuklara yönelik çok yoğun programlar var. Okullarda tatbikatlar yapılıyor. Mesela alarm çaldığında yangından korunaklı başlıkları var. Onları giyiyorlar, hemen sıraların altına veya okulu tahliye ederek güvenli bölgelere gitmeyi öğreniyorlar. Şu anda hanım seyircilerimizde izleyebilir, onlar çocuk terbiyesi üzerine daha bilgilidirler. Çocuklara çocukca bazı oyunlar oynayarak afet eğitimini vermek lazım. Mesela bir kurbağanın maketini yapmışlar ve sedye halinde kurbağayı taşıyorlar. Yani bu onlara aynı zamanda eğlenceli geliyor. Veya kartondan bir alev sembolü koyarak ateşe suyu fışkırtıyorlar. Tabi böyle çocuklara sevdirerek afeti ve afet eğitimini anlatmak lazım…

-Peki şunu da sormak istiyorum. Mesela İstanbul gibi büyük şehirlerde afet yönetimi nasıl olmalı? Neler planlanıyor? Mutlaka bunların araştırmasını siz yapmışsınızdır. İstanbul depreme hazır diyebilir miyiz? Uzmanlara göre durum pek de iç açıcı değil.

Evet biz binalara hiç değinmedik. Yapısal mutlaka tedbirlerin alınması gerekir. Biliyorsunuz İstanbul’da yapı stoğumuz oldukça eski ve ruhsatsız pek çok bina var. Öncelikle bunların rehabilite edilmesi gerekir. Konut sorununu çözdüğümüz takdirde geriye yapısal olmayan tedbirlerin alınması ve halkın bilinçlendirilmesi kalıyor. Yani bu aşamaları da hızlı bir şekilde halkın katılımıyla yapmak lazım.

-Katılım galiba yine en önemlisi burada.

Tabi en önemlisi halkın katılımıdır. Yerel yönetimlerin halkla birlikte projeler üretmesi, halkında her şeyi devletten beklememesi gerekir. Mesela Japonya’da…

-Süremizde daralıyor. Son olarak onu alalım. Bizler be yapabiliriz?

Japonya’da evinin önünü temizleyen bayanlar gördüm. Aynı zamanda yine park bahçeler hizmetlerinde çalışan gönüllü bayanlar gördüm. Çocuklar okula giderken trafikten etkilenmemeleri için çocuklara rehberlik eden gönüllü insanlar gördüm. Yani orada insanlar her şeyi devletten beklenmiyor. Bizim de kendi çapımızda STK lar olarak, fert olarak yapabileceğimiz bir şeyler var. Arz talep meselesi. Eğer biz çok amaçlı parkları, çok amaçlı hastaneleri merkezi ve yerel hükümetten talep edersek çok daha hızlı yol alacağımızı ümit ediyorum.

-En azından bu noktada bizler de talep etmeyi öğrenmemiz gerekiyor. Çok teşekkür ediyoruz yayınımıza katıldığınız ve bizleri bilgilendirdiğiniz için. Çok sağolun

Ben de teşekkür ederim.

http://www.kure.tv/webtv/803-haber/istanbul-depreme-hazir-mi/9680-Bolum/105206/

17 Kasım 2011 Perşembe

Japonlardan öğreneceğimiz çok şey var... Aksiyon Dergisi Sayı:884


Japonya’da deprem ve afet yönetimi eğitimi alan Dr. Alpaslan Hamdi Kuzucuoğlu ile Van depremi ve sonrasındaki afet idaresini konuştuk. Kuzucuoğlu’nun kıyaslamalı değerlendirmesi Türkiye’nin bu yöndeki eksikliklerini de gün yüzüne taşıyor.


Nerede yanlış yaptık? 23 Ekim’de Van’da meydana gelen 7,2 büyüklüğündeki depreminin ardından ne çok dile getirdik bu soruyu. 600’den fazla kişinin hayatını kaybettiği ilk depremin yaraları sarılmadan 9 Kasım gecesi meydana gelen 5,6 büyüklüğündeki ikinci depremde de yıkım ve can kaybının sürmesi, bu yöndeki soruları daha da artırdı. Edremit merkezli ikinci zelzelede, başta gazetecilerin kaldığı Bayram Otel olmak üzere 30’a yakın bina yıkıldı, onlarca kişi hayatını kaybetti. İkinci depremin ardından, afet ve kriz yönetimi, saatlerce süren televizyon programlarında masaya yatırıldı. İhmaller, eksikler, hatalar manşetlere taşındı. Deprem ve afet uzmanları, 7/24 süren mesailerinde atılması gereken adımları ortaya koydu. Yapılan muhasebe pek de iç açıcı değil. Zira Türkiye’nin yaklaşık 20 bin cana mal olan 17 Ağustos Depremi (1999) sonrasında pek yol almadığı görüldü değerlendirmelerde. Palyatif de olsa yeni çözümler elbette var. Depreme müdahale ile afet yönetiminde geçmişe göre iyileşme elbette söz konusu. Ancak hâlâ depremin zararını minimuma çeken Japonlardan alacağımız çok ders var.


Bugün deprem teknolojisi ve afet yönetiminde dünyanın örnek aldığı Japonya, çok değil, bundan 16 yıl önce Van’daki gibi 7,2 büyüklüğünde bir depremde 6 bin 500 vatandaşını kaybetmiş bir ülkeydi. Kobe’de yaşanan ve tarihe ‘Büyük Hanşin Depremi’ diye geçen afet, liman kentini âdeta harabeye çevirmişti. Bu büyük yıkımdan ders alan Japonlar, hayata geçirdikleri yapısal ve zihinsel tedbirlerle depremlerin yıkıcılığını minimuma çekmeyi başardı. Öyle ki 2005’te yaşanan 7 büyüklüğündeki Kyushu depreminde sadece bir kişi hayatını kaybetmişti. (En son 11 Mart’taki 9 büyüklüğündeki Sendai depreminde 15 binden fazla can kaybının sebebi depremden ziyade tsunamiydi.) Türkiye gibi deprem kuşağı üzerinde yaşayan Japonlar bu noktaya, maruz kaldıkları her depremin ardından eksikliğini fark ettikleri alanlara dair yeni önlemler alarak ulaştı. Bir bakıma işi şansa bırakmıyor onlar.

Japonya’nın deprem konusundaki kazanımları diğer ülkeler için de önemli elbette. Bugün birçok deprem ülkesi, deprem ve afet yönetim uzmanlarını Japonya’daki kurumlarda yetiştirmeyi tercih ediyor. Oradaki uygulamaları kendine adapte etmeye çalışıyor. Biz de Van depreminden yola çıkarak Japonlardan almamız gereken dersleri, 2006-2007 arasında Japonya’da deprem ve afet yönetimi eğitimi alan Dr. Alpaslan Hamdi Kuzucuoğlu ile konuştuk. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Deprem Risk Yönetimi ve Kentsel İyileştirme Daire Başkanlığı’nda çalışan Kuzucuoğlu, Japonya’daki depremle mücadele sistemini yerinde öğrenmiş. Yeri geldiğinde yangın, deprem ve arama-kurtarma tatbikatlarına katılmış, geçici barınma sığınaklarını incelemiş. Ona göre; depremle mücadelenin olmazsa olmazı, bu sinsi tehdidi hiç unutmamak.

-Japon gözüyle Van depremini inceleseniz gözünüze ilk ne takılır?

1999’a göre daha hızlı ve organize bir müdahale var ortada. Gerek devlet gerekse sivil ekipler bölgeye hızla ulaştı, enkaz kaldırma çalışmalarına girişti. Bu başarının altı çizilmeli. Ancak bazı temel konularda sorunlarımızın sürdüğü görülüyor. Depreme dayanıksız yapılaşma hâlâ devam ediyor. Zira yeni binalardan da yıkılanlar var. Bunun yanında yardımların dağıtılmasında kargaşa yaşandı, afetzedelerin barınma ihtiyacı tam karşılanamadı. Söz konusu bölgede öncesinden hazır olan barınma alanları ve barınma tesislerinin altyapısı olmalıydı. Bu noktada sorun yaşandı ilk günlerde. Çadır yetmedi, çadır kentin nereye kurulacağı tartışıldı. Kara ve havayolu ile gelen yardımların kontrolü amacıyla hızlı bir şekilde lojistik merkezleri kurulmalıydı. Zaman kaybedildi. Bundan sonrası için bu uygulamayı hayata geçirebilirsek zarar azalır, yardım dağıtımı kolaylaşır. Japonlar bu uygulamayla normal hayata daha kısa zamanda dönüyor.

-Bahsettiğiniz uygulamayı biraz açar mısınız?

Japonlar şehirlerdeki okulları, spor salonlarını, park alanlarını, mesireleri muhtemel depremde kullanılmak üzere çok amaçlı tasarlıyorlar. Yani depremden önce bölge insanının nerede toparlanacağı, nerede barınacağı biliniyor. Afetin ardından bu alanlar afetzedelerin kullanımına çok kısa bir süre içinde sunuluyor. Sığınaklarda da durum aynı. Önceden hazır ediliyor hepsi. Belli aralıklarla yapılan tatbikatlarla da halkın ayağı bu alanlara alıştırılıyor. Depremde insanlar nerede toplanacağını önceden biliyor hâliyle. Ancak bizde her afetin ardından aynı kaos yeniden yaşanıyor. Çünkü halk bu konuda eğitimli değil. Farkındalık oluşturulmamış. Ne yapması, nereye gitmesi gerektiğini bilmiyor. Geçici barınma alanları daha önceden tasarlansaydı, halk bilgilendirilseydi kaos ortamı yaşanmazdı.

-Söz konusu yöntemle acil yardım dağıtımı da kolaylaşıyor hâliyle.

Elbette. Geçici barınma için tahsis edilen alanlar depreme karşı daha dirençli inşa ediliyor. Bunun yanında engelliler, hamileler, yaşlılar, çocuklar ile fiziksel ve ruhsal sorunu bulunanlar düşünülerek hazırlanan geçici barınma alanları da var orada. Barınma alanlarında afetzedelerin yiyecek giyecekleri önceden hazır ediliyor. Yıkanma ve küçük tedavileri için imkân sağlanıyor. Dolayısıyla bir afette halk hiçbir tereddüt yaşamadan, tatbikatlarda icra edildiği gibi geçici barınma alanlarına giderek tüm acil ihtiyaçlarını karşılıyor.

-Tatbikatları kim, hangi sıklıkla icra ediyor?

Öğrencilerinkinden ayrı olarak yetişkinler için de tatbikatlar söz konusu. Gerek çalıştıkları yerlerde gerekse mahalle bazında dâhil oluyorlar bu tür faaliyetlere. Japonlar erken yaşlardan itibaren afetlerle birlikte yaşamaya alışıyor. Gerçekten de Japonya; sel, heyelan, deprem, tayfun, tsunami ve volkan gibi pek çok afete maruz kalan bir ülke. Bu afetlerle sürekli iç içe yaşayan Japonlar, aldıkları eğitim neticesinde nerede duracaklarını, nereye gideceklerini, nasıl korunacaklarını hem teorik hem de pratik olarak öğreniyor. Bu tatbikatların bazıları sığınaklarda yapılıyor hatta. Neredeyse her mahallenin gönüllü arama kurtarma ekibi var. Bu ekipler tatbikatlarda da rol alıyor. Turistleri, yabancıları da düşünüyor Japonlar. Belli aralıklarla sığınakları, toplanma alanlarını gösteren tabelalar, işaretler mevcut. İngilizce levhalar ve İngilizce web siteleri aracılığıyla yabancılar da bilgilendiriliyor.

-Türkiye’deki yapıların yeniden inşası uzun ve zahmetli bir süreç. Güçlendirme konusunda Japonlardan alabileceğimiz neler var?

Yapıları çelik yapı elemanlarıyla depreme dirençli hâle getiriyorlar. Tarihî eserlere yönelik önlemleri bile var. Tabii bunun öncesinde hasar tespiti konusunda da bir hayli ileri teknolojiye sahipler. Yapıların sağlığını sismik sensörlerle ölçüyorlar. Bu sensörler bina geneline monte edilerek uzun süreli ve canlı izleme sağlayabiliyor. Ayrıca havaalanı, hastane gibi binaların altlarına sismik izolatör olarak adlandırılan taban yalıtım malzemelerini kullanıyorlar. Yapım standartlarını geliştirmek için yapılara çeşitli simülasyon testleri uyguluyorlar. Denetim konusunda ciddi laboratuvarları var. Japonya’dan bakıldığında Türkiye’nin bu noktada ciddi eksikleri olduğu görülüyor.

-Van’da afet yönetimi noktasında bir organizasyonsuzluğa şahit oldunuz mu?

Daha hazırlıklı olunabilirdi. Japonya’da muhtemel bir depremde görev alacak Sivil Afet Tıbbi Yardım Ekipleri (DMAT) önceden belirlenir. Kendi içinde belli aralıklarla tatbikatlar da yaparlar. Bu ekiplerde doktor, hemşire ve tıbbi koordinatörler görevli. Afet anında çok seri hareket ediyorlar. Aynı zamanda kurtarma ekipleriyle de işbirliği içinde çalışıyorlar. Aynı koordinasyon ruhuna ve ciddiyetine başbakanından çöpsüne kadar herkes sahip.

-Japonya’yı depremle mücadele noktasında bu denli hazırlıklı olmaya ne sevk ediyor?

Diğer gelişmiş ülkelerde olduğu gibi Japonya’da da insana verilen değer çok yüksek. Ülke geçmişte deprem ve diğer afetlere çok can verdi. 1923’te Tokyo depreminde 142 bin kişi ölmüştü. Şimdi sahip oldukları yüksek teknolojiyi afetleri önleme, zararları minimuma indirme amacıyla kullanıyorlar. Hâlâ erken uyarı sistemleri ve afetlerde kesilmeyen iletişim ağları üzerine çalışıyorlar. Depreme dayanıklı yapı teknolojileri geliştiriyorlar. Bunun yanında Japonlar kültürleri dolayısıyla iyi organize olabiliyorlar. Erken yaştan itibaren bu bilinçle yetişmeleri onları afetlerle mücadelede başarılı kılıyor. Kopyalayıp kendimize adapte etmemiz gereken çok yönleri var. Sendai depreminde sırasını bozmadan sabırla bekleyen afetzedeleri gördük.

-Türkiye depremin yıkıcı etkisini azaltabilmek için işe nereden başlamalı?

Önce afetlere dayanıklı yapılar inşa etmeyi öğrenmeliyiz. Ardından geçici barınma alanları planlanmalı. Alanların sürdürülebilirliğini sağlamak için periyodik tatbikatlar yapılmalı. Uzun vadede halk Japonlar gibi afetle yaşamaya alıştırılmalı. Erken yaşlardan itibaren deprem ve diğer afetler konusunda bilgilendirilmeli. Depremi unutmasına imkân verilmemeli. Ayrıca kurumlar, üniversiteler, özel sektör ve sivil toplum kuruluşları arasında afet koordinasyonu sağlanmalı. Gönüllü ve resmî arama kurtarma timlerinin nitelik ve nicelik olarak kapasiteleri artırılmalı. Başka bir ifadeyle; afet yönetimi salt çadır dağıtmak değildir. Afet olmadan önce çalışılması ve planlanması gereken pek çok aşama var. Halk ve yönetim bazında buna ehemmiyet verilirse depremin üzerimizdeki tahribatı azalır.

MESUT ÇEVİKALP

http://www.aksiyon.com.tr/aksiyon/haber-30989-japonlardan-ogrenecegimiz-cok-sey-var.html

22 Temmuz 2011 Cuma

HİSSEDİLEBİLİR YÜZEY ÇALIŞTAYI


13-14 Temmuz 2011 tarihleri arasında Ankara’da Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Özürlüler İdaresi Başkanlığı tarafından "Hissedilebilir Yüzey Çalıştayı" düzenlendi. Bu çalıştay 12.11.2010 tarihli ve 27757 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Ulaşılabilirlik Stratejisi ve Ulusal Eylem Planı kapsamında dış ve iç mekanlarda engellilere yönelik hissedilebilir yüzey uygulamalarına ait standartların geliştirilmesi ve en uygun yüzeyin belirlenebilmesi amacıyla yapılmıştır. Çalıştaya Ankara Büyükşehir Belediyesi ev sahipliği yapmış, uygulama kısmı ise Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin Belbeton AŞ. Tesislerinde gerçekleştirilmiştir.

http://www.ozida.gov.tr/ulasilabilirlik/HissedilebilirYuzeyCalistayi/cindex.htm

Günlük hayatta fiziksel engellilerin daha bağımsız ve güvenle hareketlerini sağlayacak standartların geliştirilmesi için çaba harcayan Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Özürlüler İdaresi Başkanlığını ve çalıştaya emeği geçen tüm personeli içtenlikle kutluyorum.

Alpaslan Hamdi KUZUCUOĞLU

HİSSEDİLEBİLİR KALDIRIMLAR

Hissedilebilir Yüzey Uygulamaları gelişmiş ülkelerde başta Japonya olmak üzere yaygın olarak kullanılmaktadır. Japonya’da 1965 yılında başlayan çalışmalar Arazi Bakanlığı tarafından belirlenen alt yapı, ulaşım ve turizm yönetmelikleri vasıtasıyla geniş uygulama alanı bulmuştur.

Hissedilebilir yüzey uygulamalarında kullanılan hissedilebilir kaldırım olarak (tactile paving) adlandırılan yer karolarında iki tür işaretleme/iz bulunmaktadır. Bunlardan noktasal olanların iki fonksiyonu bulunmaktadır. İlki tehlikeli durumlar için uyarı anlamı taşımaktadır.

Özellikle basamak, yürüyen merdiven, tren, tramvay, metro platformları, ağaç, direk gibi düşey tehlikeleri işaret ediyor.

İkincisi ise telefon kulübesi, bilet gişesi, terminal, posta kutusu, asansör gibi günlük hayatta kullanılan tesislerin bulunduğu alanları işaret etmektedir.

Çubuk şeklinde olan izler ise engellinin seyahatinin yönüne ve uygunluğuna işaret etmektedir.

Bu iki tip karo da değişik renklerde olabilmektedir. Hissedilebilir kaldırımlar bulundukları ortama göre kontrast renklere sahip olmalıdır. Genellikle sarı renkler tercih edilmektedir. Bunun amacı az görme yeteneği bulunan engellilerin kendi başlarına veya tam görme engelli birine eşlik etmeleri durumunda hissedilebilir kaldırımları fark etmesinin sağlanmasıdır. Bununla birlikte farklı renklerde de kullanılabilmektedir. Örneğin Japonya’da gri karo yaya geçidinde sesli trafik işaret sisteminin bulunduğunu vurgulamaktadır.

Hissedilebilir kaldırımlar sadece görme engelliler için kullanılmamakta, Alzahimer hastaları, yaşlılar, tekerlekli sandalye kullanan fiziksel engelliler ve çocukların yön bulması ve gerekli yardımı alabilmeleri için de faydalı bir araçtır. Örneğin yaşlı bir fiziksel engelli bu izleri takip ederek istasyon görevlisinden yardım alabilmektedir.

Hissedilebilir kaldırımlarda kullanılan karolar seramik, doğal taş, metal ve kauçuk olmak üzere çok çeşitli malzemelerden imal edilebilmektedir.

Dış mekanda kullanılabildiği gibi iç mekanlarda da kullanılabilmektedir. Olası bir afet anında insanlar tahliye edilirken sadece engelliler için değil engeli bulunmayanlarda bu izlerden faydalanmaktadır. Panikle koşarken kayma önlenmekte ayrıca bünyesinde fosfor bulunduğundan elektrik kesilse bile karanlıkta fark edilebilir hale gelmektedir.

Noktasal izler çok fonksiyonel olarak kullanılabilmektedir. Karşıya geçmek isteyen ve sesli sistemi kullanmak isteyen bir görme engellinin trafik lambasını ayırt edebilmesi için yere L şeklinde döşenen karoların köşe noktasına trafik lambası ve butonunun yerleştirilmesi bir örnek olarak verilebilir.

Yine yolun karşısına geçmek isteyen bir engellinin yolun orta noktasına geldiğine dair bir izin yerleştirilmesi de çok önemlidir. Zira karşı tarafta araçlara yeşil ışık yanıp ortaya noktaya gelen görme engellinin bu durumu fark etmemesi halinde (Yavaş yürüdüklerinden) engelli açısından hayati bir tehlike bulunmaktadır.

Hissedilebilir yüzey uygulamaları özellikle Braille Alfabesi içeren uyarıcı levhalar da günlük hayat içinde sıklıkla kullanılabilmektedir. Bunlar posta kutuları, telefon kulübeleri, bilet gişeleri, peronların yönünü ve ismini belirtir trabzan başlarına konan plaketler vb. tarzda olabilmektedir.

Sadece engellilerin değil engeli olmayanların yön tayinine yardımcı olan bazı araçlar da hissedilebilir yüzeylere uygulanmaktadır. Örneklerden de anlaşılacağı üzere hissedilebilir kaldırımlara pek çok fonksiyon yüklenebilmekte ve sadece engelliler için toplumun tümü için faydalı bir araç haline gelmektedir. Yol ve kaldırım ihalelerinde teknik şartnameye eklenecek küçük bir madde ile hiç bir ek maliyet gelmeden bu çok önemli araçtan günlük yaşamda faydalanmak mümkün olabilecektir. Özellikle de engelliler adına bu adım çok önemli...


Alpaslan Hamdi KUZUCUOĞLU