14 Mayıs 2018 Pazartesi

18 Ağustos 2016 Perşembe

Bilgi ve Kültür Merkezlerinde Acil Durum Planlamasının Önemi


Yerel Yönetimlerdeki Bilgi ve Kültür Merkezlerinde Acil Durum Planlamasının Önemi
Dr. Alpaslan Hamdi Kuzucuoğlu

21 Mart 2016 Pazartesi



JAPONYA ULUSLARARASI İŞBİRLİĞİ AJANSI (JICA) DERNEĞİ’NİN 12 MART 2016 TARİHİNDE YAPILAN GENEL KURUL SONUÇLARI: Hasan H. ATAR Y.K. Başkanı Saliha AKBAŞ Yönetim K. Üyesi Vahdettin KÜRÜM Sayman Esra YILDIZ Yönetim K. Üyesi Zeynep Didem İNCE Yönetim K. Üyesi Hüseyin VELİOĞLU Denetim K. Üyesi Alpaslan H. KUZUCUOĞLU Denetim K. Üyesi Vehbi MESCİGİL Denetim K. Üyesi



JICA Türkiye Ofisi ve JICA Derneği Saha Çalışması kapsamında “MEB Okul Tabanlı Afet Eğitim Projesi” incelendi (Bursa-Karapınar İlkokulu) ve “Afet Eğitim Merkezi Ziyareti” gerçekleştirildi http://www.hurriyet.com.tr/yerel-haberler/bursa-haberleri/bursa-daki-afet-egitim-merkezi-ne-ziyaret_254448/



Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü, Japonya Uluslararası İşbirliği Ajansı (JICA) ve JICA Derneğinin işbirliği ile düzenlenen “Kültürel Mirasın Korunması ve Afetler” konulu seminer PROGRAM S E M İ N E R 15:30-16:00 Kayıt 16:00-16:15 Açış Konuşmaları – JICA Derneği – JICA Türkiye Ofisi – Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü 16:15-16:30 Fatih Meral Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü “Kültür Varlıklarında Gerçekleştirilen Güçlendirme Çalışmaları” 16:30-17:15 Shoji Hasegawa, “Afetler Açısından Kültürel Mirasın Korunması” 17:15-17:45 Dr. Alpaslan Hamdi Kuzucuoğlu JICA Derneği Yönetim Kurulu Üyesi “Türkiye ve Japonya’da Kültürel Mirasın Korunmasına Yönelik Risk Tedbirleri” 17:45-18:00 Soru-Cevap ve Kapanış Tarih : 22 Ekim 2015 (Perşembe) Saat : 16.00 – 18.00 Yer : Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür ve Tabiat Varlıkları Genel Müdürlüğü Osman ÖzbekToplantı Salonu 2. Meclis Binası, Ulus, Ankara

20 Mart 2016 Pazar



1 Mart 2015 Pazar



İstanbul Teknik Üniversitesi Deprem Mühendisliği, Afet Yönetimi Enstitüsü, JICA Türkiye Ofisi ve JICA Derneği  “Türkiye ve Japonya’nın Deprem Mühendisliği Alanındaki İş Birliğinin 60. Yılı” anısına bir çalıştay düzenledi. Türk ve Japon bilim adamlarını buluşturan çalıştay kapsamında ülkemize gelen The Asahi Shimbun Gazetesi Bilim haberleri yazarı Sayın SHIGEKO SEGAWA'nın İstanbuldaki afet riski ile ilgili yazısı:


Istanbul has one foot planted firmly in Europe and the other in the Asian continent, courtesy of the Bosphorus strait that cuts Turkey's largest city into two.
Bogazici University's Kandilli campus is located on a hilltop on the Asian section of the bustling city of 13.5 million. The campus is home to the highly regarded Earthquake Research Institute.
The institute's monitoring room is roughly the size of an elementary school classroom.
Lines that move jaggedly up and down on an array of large computer displays represent seismic activity, as recorded from more than 100 observation sites in Turkey and its immediate neighbors.
The institute is also able to calculate the impact of an earthquake based on the location of the temblor to the seismic center.
"It helps us to quickly assess the scale of the damage and the kind of disaster response that will be needed," explains Mustafa Erdik, the institute's director.
Turkey is frequently hit by earthquakes in the range of magnitude-7.
The institute's monitor room operates around the clock. When an earthquake strikes, it analyzes the source and scale before announcing the details and notifying the government and city authorities.
Dogan Kalafat, who is in charge of monitoring at the institute, reels off the years when major earthquakes have occurred: 1939, '42, '43, '44, '57, '67, '98, '99 ....
Each time, he points out their locations on a map. They all occurred along the North Anatolian Fault, which cuts across northern Turkey from east to west.
Many believe the next big quake will strike close to Istanbul. According to Kalafat's projections, there is a 75-percent chance that a magnitude-7 earthquake will occur within 40 years.
So will the institute try to forecast when one is about to strike?
Kalafat offers a curt reply: "That wouldn't be much use really."
The institute experimented with earthquake prediction in the 1980s and '90s, when it installed observation apparatus close to the North Anatolian Fault.
It failed to predict the one that struck in 1999 and claimed 17,000 lives. After that, the idea of predicting quakes was met with considerable skepticism and abandoned.
* * *
Fast-forward to this past May when an expert announced on television that there was a real danger of Istanbul being hit by a major earthquake within a few years.
Some say the public should be warned about such worst-case scenarios, but Cankaya University professor H. Plat Gulkan, who is president of International association for Earthquake engineering, disagrees.
"We cannot predict earthquakes with our current scientific knowledge," he says. "Scientists need to act ethically to avoid spreading panic."
The Turkish government is now preparing ethical guidelines outlining how scientists should share quake information with the public.
Demir Akin, chairman of earthquake risk management group at the Prime ministry Disaster and Emergency Management Presidency, has this to say on the issue: "Researchers should first of all discuss among themselves how valid some information is. Once its reliability has been confirmed, then the data can be conveyed to the public."
And then, there is the rumor mill; like when word spreads that an earthquake is imminent because armies of ants have been spotted moving away from a particular area.
"If you have enough time to worry about these omens, you would be better off using it to study how to protect yourself when an earthquake hits," says Suheyla Sezan of the Turkey Earthquake Foundation.
The foundation visits schools with a truck fitted with an earthquake simulator. The idea is to teach children what to do when a disaster strikes, such as hiding under a table and away for bookcases which could topple over.
* * *
In the Zeytinburnu district of western Istanbul, a project is under way to reduce the damage caused by the next big quake.
The neighborhood has many old buildings with next to no quake-resistant capabilities.
The authorities mounted a campaign eight years ago to demolish these structures and get their occupants to shift to new housing complexes.
Initially, those efforts were met with strong resistance from local residents. But that all changed last October after a magnitude-7.1 temblor struck Van province in eastern Turkey.
Some 480 households subsequently agreed to resettlement.
"The new buildings are quake-resistant. The residents' quality of life will improve," says Dr. Alpaslan Hamdi Kuzucuoglu, the city official working for the project.
Istanbul also has many old buildings built of stone or red brick. Up to 60,000 homes would be destroyed and 63,000 people killed in a magnitude-7.5 earthquake, according to joint research by the municipal government and the Japan International Cooperation Agency (JICA).
In 2003, Istanbul mounted its "Earthquake Masterplan" to raise awareness of disaster preparedness. The resettlement project is part of this program.
Similar plans are being pursued on a national level. This year the Turkish government established its "National Earthquake Strategy and Action Plan" through 2023.
It covers a wide area, from quake prediction and disaster preparedness education, to improving the quake resistance of buildings.
The aforementioned ethical guidelines also form part of this plan.
One thing is for sure. An earthquake will undoubtedly occur. Predicting when is extremely difficult.
That is why everything possible should be done to prepare for the inevitable disaster.
In earthquake-prone Turkey, this way of thinking is spreading fast.

27 Şubat 2015 Cuma


Kobe Üniversitesi Kent Emniyet ve Güvenliği Araştırma Merkezi (RCUSS) tarafından Asya, Ortadoğu&Kuzey Afrika ve Latin Amerika Ülkelerindeki Profesyoneller için “Kentsel Deprem Afetlerine Yönelik Afet Zararlarını Azaltma” temasında kapasite geliştirme ve eğitim programlarını 8 seneyi aşkın bir zamandır düzenlemektedir. Bu eğitim programları JICA’nın (Japonya Uluslararası İşbirliği Ajansı) sponsorluğunda yapılmaktadır. Eğitim programları planlanan süre olan 7 senede tamamlanmış (2011) ancak yeni yönetim 3 yıl daha bu kursları devam ettirme kararı almıştır.

2010 yılı 1-3 Kasım tarihleri arasında 13 eski katılımcının iştirak ettiği şehir afet zararlarını azaltma konusunda bölgesel eylem planı oluşturmak amacıyla Japonya’da bir takip çalıştayı organize edildi. Bu çalıştayda Asya, Ortadoğu&Kuzey Afrika (MENA)  ve Latin Amerika Ülkeleri (LATAM) grup liderleri ve koordinatörleri ile eylem planın başlatmak üzere fikir birliğine varıldı.

İlk Uluslararası Çalıştay Asya Bölgesi için yapılan ilk girişimdir. Afet Zararlarının Azaltılması Üzerine Uluslararası Çalıştay  2-5 Mayıs 2011 tarihleri arasında Pakistan’ın  İslamabad Şehrinde gerçekleşti. Çalıştaya yerel kuruluşlar Recue 1122 ve yerel bir STK olan CHEF Derneği destek verdi.  Kaşmir Depremi ve Pakistan Sel Felaketinin verdiği etkiler ve iyileştirilme çalışmalarının takip edildiği bu çalıştayda:
1-     Deprem ve su baskını afetlerinde “Toplum/Okul hazırlıkları”
2-  “Kentsel Afet Risklerinin Azaltılması” için uluslar arası, bölgesel ve bireysel ağın kurulması temaları üzerinde durulmuştur.

2. Uluslararası Çalıştay ve MENA Bölgesi için Türkiye’de Ankara İzmit ve İstanbul illerinde gerçekleştirilmiştir. 1-3 Aralık 2011 tarihlerindeki çalıştay MENA Bölgesinde Kentsel Gelişim ve Yenileme tabanlı Sismik Risk konusu üzerine odaklanmıştır.
1999 da Türkiye’de meydana gelen deprem ve iyileştirme çalışmaları hakkında bilgi edinme amaçlanan programda AFAD, Kızılay gibi ülkemizin Afet Yönetimi ile ilgili önemli kuruluşları ziyaret edilmiş, İzmit Kaynaşlı’da afet sonrası yapılan iyileştirme çalışmaları ile İstanbul’da İstanbul Valiliği Proje Koordinasyon Birimi (İPKB) tarafından yürütülen kamu binalarındaki güçlendirme çalışmaları saha çalışmalarıyla gözlemlenmiştir..

3.Uluslararası Çalıştay  LATAM Bölgesi için Uluslararası Kent Afet Riski Azaltma  (Urban Disaster Risk Reduction-UDRR) Ve Bilgi Paylaşma Çalıştayı olup  5-7 Mart 2012 tarihleri arasında Kolombiya’nın Bogota şehrinde yapılmıştır.
 Latin Amerika Çalıştayı’nın amaçları:
1)Latin Amerika Bölgesi için Şehir Afet Zararları Azaltma stratejileri ve konularını (Kentsel risk ve hasar görebilirlik değerlendirmesi, yapıların sismik tasarımı ve okul ile hastanelerin emniyeti) tartışmak,
2)2010 yılında meydana gelen Haiti ve Şili Depremi, 2011 yılında meydana gelen Büyük Doğu Japonya Deprem ve Tsunami Afetleri ile ilgili olarak iyileştirme çalışmalarında destek ve işbirliği konularını tartışmak,
3) Asya, Ortadoğu&Kuzey Afrika ve Latin Amerika Grupları ve Uluslararası Organizasyonlar arasında Şehir Afet Zararlarını Azaltma ağı ve aktiviteleri için gelecekteki stratejileri tartışmak olmuştur.

4. Uluslararası Çalıştay ise 2012 AIWEST-DR (Sumatra Tsunamisi ve Afet Azaltma konusunda Uluslararası Çalıştay & Expo teması ile  4-5 Aralık 2012 tarihleri arasında Endonezya’nın  Banda Açe kentinde düzenlenmiştir. 2004 yılında Hint Okyanusu etrafındaki ülkeleri vuran Sumatra Tsunami Felaketi ile ilgili tüm iyileştirme ve yeniden inşa çalışmaların birleştirilmesini;  sadece bilimsel ve mühendislik verilerinin değil aynı zamanda sosyo-ekonomik, tıbbi, kültürel, eğitimsel ve afet zarar azaltma çalışma tabanlı tüm alanlarda bilgi paylaşımın amaçlamaktadır. 10 yıldır devam eden çalıştaylarda, afet sonrasında afetin etkilediği ülkeler için “Eskisinden Daha İyi bir Yapılanma” stratejisinin uygulanmasını düşünülmektedir.

JICA eğitimine katılanların sayısı Asya, Orta Doğu ve Kuzey Afrika(MENA), ve Latin Amerika'nın üç bölgeleri itibariyle 100’ü aşmıştır. Bu nedenle katılımcılar arasında küresel ölçekte “Kentsel Depremler için Afet Zararlarının Azaltma”   çabalarına katkıda bulunacak güçlü ve etkili bir ağın kurulması hayati önem taşımaktadır.   Tüm bu çalıştayların ve eğitim çalışmalarının gerçekleşmesini sağlayan JICA eğitiminin eski koordinatörü ve halen Malezya Kualalumpur UTAR Üniversitesi Öğretim Üyesi Sayın Prof.Dr.Yasuo TANAKA  gelecekteki çalışmalarda bu küresel ağın kurulmasını sağlamak üzere Üç Bölgesel İnsiyatif - Three Regional Initiative (TRI)  adında yeni bir oluşum kurmayı amaçlamıştır.

Kobe Üniversitesi tarafından 2004 ve 2011 yılları arasında düzenlenen  "Kentsel Deprem için Afet Zararlarını Azaltma (DRR) Stratejisi"  Eğitimini alan JICA grubunun kursiyerleri arasındaki uluslararası ağın güçlendirilmesi, Dünya Bankası gibi Uluslararası kredi kuruluşlarından finansal destek sağlanarak dünyanın çeşitli bölgelerinde afet riskleri nedeniyle kırılgan yapıda olan sosyal gruplara insanlık adına teknik destek olmak amaçlanmaktadır.



Kobe Üniversitesi RCUSS Başkanı ve Malezya Tunku Abdul Rahman Üniversitesi Afet Yönetim Merkezi Başkanı Prof.Dr.Yasuo TANAKA tarafından "KENTSEL RİSKLER VE JAPONYA MODELİ"  kitabıma yazılan önsöz:


 ir afet sırasında mümkün olduğunca çok insan hayatı kurtarmak için pek çok paydaşla   “Afet Risklerinin Azaltılması” bilgisinin paylaşılması konusundaki görüşlerinize katılıyorum. Bu bilginin her ülke ve şehre özgü olarak uygulanması çok daha etkili olacaktır. Dünyada bu kadar değişik kültür ve yaşam tarzının bulunduğunu görmek hayret verici, ancak depremin yıkıcı gücü dünyanın her yerinde aynıdır. Biz, insanoğlu, doğanın tehdidi karşısında nasıl birbirimizi kucaklamamız gerektiğini anlamak zorundayız ve bu ortak “Afet Risklerinin Azaltılması” kültürü anlayışının yerel durum ve kültüre dayalı olması çok önem arz etmektedir.
Türkiye’deki “Afet Risklerinin Azaltılması” yönündeki çabalarınızda başarılarınızın devamını diliyorum.

Prof.Dr.Yasuo TANAKA
Kobe Üniversitesi, RCUSS

I do agree with your intention of sharing the DRR knowledge with many stakeholders to save as much human lives as possible during a disaster, and the application of the knowledge has to be made individually at each country and city to be more effective. It is amazing to see how the culture and the ways of living are so different among the world, but the damaging force of earthquake is nearly the same. We, humankind, needs to understand how we should embrace ourselves against the menace of nature and for this a common understanding of DRR knowledge is very important based on local situation and culture.

I do wish you a very best for your continuing success in the effort of DRR implementation in Turkey.

29 Aralık 2014 Pazartesi


T.C. Sağlık Bakanlığı Türkiye Halk Sağlığı Kurumu Çalışan Sağlığı ve Güvenliği Daire Başkanlığı tarafından 18-20 Kasım 2014 tarihleri arasında Antalya'da I.TÜRKİYE ÇALIŞAN SAĞLIĞI VE MESLEK HASTALIKLARI SEMPOZYUMU düzenlenmiştir. Bu Sempozyumda Dr.Alpaslan Hamdi KUZUCUOĞLU tarafından "Japonya’da İSG Uygulamaları" konulu bir bildiri sunulmuştur.

Sunumda Japonya'daki İş Sağlığı ve Güvenliği Uygulamaları vurgulanmış olup, Türkiye ve dünyadaki uygulamalar hakkında bilgiler verilmiştir.

14 Kasım 2014 Cuma

11 Kasım 2014 Salı



Türkiye'de ve Japonya'da Kültürel Mirasın Korunması Kitabı İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kütüphane ve Müzeler Müdürlüğü tarafından yayınlandı.

Editör: Dr.Alpaslan Hamdi KUZUCUOĞLU

Kitapta makalesi bulunan yazarlar:
Prof. Dr. Fethiye ERBAY
Doç. Dr. Mutlu ERBAY
Yrd. Doç. Dr. Nuri Özer ERBAY
Doç. Dr. Ahmet GÜLEÇ,
Dr. Takeshi ISHIZAKI
Zeynep Fulya KAYA
Dr. Alpaslan H. KUZUCUOĞLU

İBB Kütüphane ve Müzeler Müdürlüğü Yayınları, İstanbul, 2014, 

24 Şubat 2013 Pazar



Mimar ve Mühendisler Grubu’nun periyodik olarak düzenlediği "Bizbize Konuşmalar Etkinliğinde 20 Şubat 2013 tarihinde " Kentsel Riskler ve Japonyadaki Uygulamalar" isimli bir sunum gerçekleştirdim. Mimar ve Mühendisler Grubu’na (MMG) misafirperverlikleri için teşekkür ederim. 

Mimar ve Mühendisler Grubu’nun düzenlemiş olduğu Bizbize Konuşmalar etkinliğinin konuğu İstanbul Büyükşehir Belediyesi Etüt ve Projeler Daire Başkanlığı’ndan Dr. Alpaslan Hamdi Kuzucuoğlu oldu. Katılımcılara “Kentsel Riskler ve Japonya Modeli” konulu bir sunum yapan Kuzucuoğlu, deprem konusunda Japonya’nın geliştirdiği ve uygulamaya koyduğu proje ve çalışmalardan bahsetti.

“Sonuca odaklı değil, Sürece odaklı çalışmalar yapıyorlar”

JICA’nın afet risk yönetimine Sürekli İyileştirme, Risk iletişimi ve Gereğinden fazla önlem alma üçleminde bir yaklaşımı olduğunu belirten Kuzucuoğlu, sonuca odaklı değil, sürece odaklı çalışmaların yapıldığını dile getirdi. Süreci iyileştirme amacıyla yola çıkarak bu doğrultuda kalite, hız ve verim açısından daha iyi olabilmenin hedeflendiğini belirten Kuzucuoğlu, risk iletişiminin de toplumun bütün katmanlarıyla ortaklaşa gerçekleştirilen bir çalışma olduğunu kaydetti. Risk iletişimi konusunda; “Japonlarda da bizde olduğu gibi İmece usulüne benzer bir çalışma sistematiği var. Bir arada çalışabiliyorlar ve sivil toplum kuruluşları, üniversiteler, devlet kurumları ve vatandaşlar arasında bu konuda çok iyi bir iletişim sağlanmış durumda“ açıklamasını yapan Kuzucuoğlu; gereğinden fazla önlem konusu hakkında da “her şeyi kılı kırk yararcasına inceleyerek çalışmalarını çok yönlü bir şekilde gerçekleştiriyorlar” diye konuştu.

“Japonlar deprem güvenliği konusunda devlete güveniyorlar”

Japonya’nın geçmişten beri acı deprem tecrübeleri olduğunu dile getiren Kuzucuoğlu, Japonların deprem konusunda önemli çalışmalar yaptığını; özellikle Kensai bölgesini vuran ve 1995 Kobe Depremi olarak bilinen son depremden sonra çalışmaların daha da hızlandırılarak titizlikle sürdürüldüğünü söyledi. Japonya’daki yetkililerin çalışmalarının, deprem konusunda halka ayrıca bir güven verdiğini belirten Kuzucuoğlu; “Japonya’daki vatandaşlar deprem öncesi ve sonrası oluşabilecek tehlikeler konusunda bilgili olmanın yanı sıra devletine ve bu konudaki çalışmalara güvenerek depremlere karşı alınacak önlemler konusunda daha emin adımlar atabiliyorlar.” dedi.

Sadece deprem değil tsunami önlemlerini de alıyorlar

Depreme dayanıklılık konusunda sadece binaları düşünmekle kalmayarak, caddeler, sosyal sonatı alanları ve otobanlar gibi bölgelerin sağlam inşa edilmesine de önem verildiğine dikkat çeken Kuzucuoğlu, Japonların tsunami konusunda da gereken önlemi aldıklarını ve sahil bölgelerine bu amaçla setler yaptıklarını bildirdi.

“Afetin hem öncesini hem de sonrasını düşünüyorlar”

Japonya’da Afet yönetiminin, kriz ve risk yönetimi olarak ikiye ayrılarak incelenmesi gerektiğine vurgu yapan Kuzucuoğlu, genelde zarar azaltma, hazırlık, iyileştirme ve müdahale aşamalarından oluştuğunu dile getirdi. Afet olmadan önceki çalışmaları risk yönetimi olarak adlandıran Kuzucuoğlu, afet sonrası çalışmaları da kriz yönetimi olarak açıkladı. Konunun öncesindeki çalışmaların önemine dikkat çeken Kuzucuoğlu; “afetin sadece sonrasındaki çalışmaları düşünmüyorlar. Afet öncesi çalışmaların içersinde sadece depremin hasarının azaltılması değil, depremden sonra gerçekleştirilecek kriz yönetiminin önceden çalışmalarını da yapıyorlar. Afet öncesi çalışmaların önemi en az afet sonrası yapılan çalışmalar kadar önemlidir. Yani testi kırılmadan önce yapılan çalışmalar olarak da değerlendirebiliriz.” dedi. Kentlerde yaşayan kişilerin daha önceden bilgilendirilerek depreme hazırlıkları konusunda projeler yürütüldüğünün altını da çizen Kuzucuoğlu, afetten önce kentlerde yaşayan vatandaşların gerekli standartların sağlanmasıyla birlikte kontrol mekanizmalarının güçlendirildiğini aktardı.

“Afetler tehdit midir, fırsat mıdır?”

2005 yılında Japonya’nın Kobe şehrinde 2005-2015 yıllarını kapsayacak bir eylem planı hazırlandığını belirten Kuzucuoğlu, Kısaca HFA olarak tanımlanan Hyogo Eylem Çerçevesi’ne (Hyogo Framework for Action) göre; risklerin önceden belirlenmesi gerektiğini ve afet olduktan sonra değil afet olmadan önce yapılacak risk azaltma çalışmalarına öncelik verilmesi konusunda çalışmalar yapıldığının altını çizdi.

Afetlerin tehdit olduğu kadar bir fırsat da olduğunu dile getiren Kuzucuoğlu, yaptığı açıklamasında; “Afetleri belki kötü bir şey olarak algılıyoruz ama belki o kentin iyileşmesine bir fırsat sağlıyor veya daha büyük bir deprem için alınacak önlemleri beraberinde getiriyor. Mesela ben Endonezya’daki tsunami felaketiyle ilgili incelemeler doğrultusunda aralık ayında yerinde inceleme için Endonezya’ya gitmiştim. Oradaki ayrılıkçı bir örgütlerin çalışması varken afet sonrasında silah bırakma kararı almışlar. Yani şu anda; dediklerine göre Endonezya afet öncesine göre daha cıvıl cıvıl ve herkes akşam saatlerinde dışarıya çıkıyor. Bu açıdan bakıldığında da bir fırsat niteliği taşıyor. Ticari hayat artmış, daha güçlü binalar yapılıyor.” dedi.


Teknik Elemanlar Derneği (TEKDER) İstanbul Şube Başkanlığı tarafından yayınlanan Hendese Bilim, Teknoloji ve Düşünce Dergisi'nin ilk sayısında yazım yayınlandı. İstifadenize sunuyorum:

Uygun olmayan bağıl nem ve sıcaklık, uygun olmayan ışık, uygun olmayan hava kirletici koşulları, rutubet, yapı malzemesi kaynaklı riskler ve gürültü gibi faktörler insan, çevre ve yapıları etkileyen çevresel risklerden bazılarıdır. Tüm dünyada fosil yakıtların kullanımı nedeniyle hava kirleticilerinin salınım oranlarında yüksek bir artış yaşanmaktadır. Buna bağlı olarak karbondioksit (CO2) salınım oranı ise son 150 yılda %21 lik artışla 280 ppm den 353 ppm e yükselmiştir (Şekil 1). Özellikle araç trafiği ve endüstriyel üretim alanlarının yoğun olduğu bölgelerde önemli miktarda artış tespit edilmektedir.

                                             Şekil 1: CO2 Havai (ABD) ölçümleri grafiği [1].

Bilindiği gibi küresel ısınmanın tanımı; insanlar tarafından atmosfere salınan gazların sera etkisi oluşturması sonucunda dünya yüzeyinde sıcaklığın artması olarak yapılıyor [2]. Artan dünya nüfusuyla gelen tüketim ihtiyacı ve doğal alanların yok edilmesi karbondioksit konsantrasyonundaki artışın ana nedenleri olmaktadır. Uzmanlar karbondioksit oranındaki bu artışın dünyanın yüzey sıcaklığını son yüz yıl içinde 0,4 - 0,8 ºC arttırdığına ve olması beklenen değerden % 30 daha yüksek olduğuna dikkat çekiyor. Bununla birlikte yüzey sıcaklığında yalnızca son yirmi yılda meydana gelen artış 0,25 - 0,4 ºC arasında bulunmaktadır. Birleşmiş Milletlerce desteklenen "İklim Değişikliği Hükümetler Arası Paneli (IPPC)"nin raporunda bu yüzyılın sonuna kadar dünyamızın ortalama sıcaklığının 2 ile 4,5 ºC yükseleceği öngörülüyor [3].

Yine uluslararası ölçekte yapılan çalışmalarda küresel iklim değişikliği nedeniyle deniz suyu seviyelerinde de artış öngörülmektedir (Şekil: 2). (2100 yılına kadar yaklaşık 60 cm.) Su seviyesinin yükselmesi binaların bodrum mekanlarına yönelik risk oluşturabilecek potansiyele sahiptir. Bunun derece gerçekleşebileceği ve kentleri ne derece etkileyeceğini şimdiden kestirmek güçtür. Ancak bu ihtimal de göz önünde bulundurulmalıdır.

Şekil 2: Deniz seviyelerinde yükselme senaryosu [4].

 Yani bu tablolardan da anlaşılacağı üzere insanoğlunu korkunç senaryolar beklemektedir. Bu nedenle akademisyenler son yıllarda hava kirletici gazların iç ve dış  ortamlara yaptığı etkiler üzerine çalışmalarını yoğunlaştırmıştır. Bu amaçla AB Projeleri gerçekleştirilmiş olup pek çok proje de halen devam etmektedir. MEMORI / Measurement, Effect Assessment and Mitigation of Pollutant Impact on Movable Cultural Assets. Innovative Research for Market Transfer, CULT-STRAT / Assessment of Air Pollution Effects on Cultural Heritage - Management Strategies gibi projelerde hava kirleticilerinin kültür mirasa olan etkilerinin amacıyla test metotları geliştirilmiş, risk indikatörleri, eşik değerleri tespit edilmiş, modellemeler yapılarak kültür mirası koruma stratejileri belirlenmiştir. Bu çalışma sonuçları ile hem ekosistem hem de insan sağlığı üzerine hava  kirliğinin etkileri yaklaşımları da karşılaştırılmıştır.

1970 yıllardan beri özellikle iç ortamlarda iç hava kalitesi ile ilgili sorunlar gözlenmiştir. Hava geçirmez olarak inşa edilen binaların yapılma amacındaki temel neden fazla enerji  kullanmama ihtiyacıydı. Bu da az havalandırmayı beraberinde getirdi. Bilgisayarların kullanılmaya başlanması,  kapalı alanlarda pek çok kişinin birlikte çalışması, iç kirleticilerin yüksek konsantrasyonlarda bulunması insan sağlığını tehdit eden önemli faktörler olmuştur.[5]

İç ortamlardaki hava kirliliği etkilerini periyodik olarak ölçmek için pasif ve aktif ölçüm metotlarından faydalanılmaktadır. Çeşitli metal kuponlar ve örnekleyiciler (sampler) pasif yöntemler olup,  elektronik esasla çalışan sensörlü (sabit ya da hareketli) veri kaydediciler (data logger) aktif yöntemler olarak tanımlanmaktadır. Bu tür izleme (monitoring ) araçlarıyla sürekli olarak iç ve dış ortamlar izlenmelidir. Eğer hava kirleticileri için belirlenmiş eşik değerler aşılıyorsa buna göre gerekli önlemler alınmalıdır.

Dış ortamlardaki etkileri araştırmak amacıyla yine  hava kirliliği izleme istasyonları kurulmaktadır. Çeşitli kurumlar kent bazında kurdukları izleme istasyonları sayesinde hava kirliği verilerini elde etmektedir. Örneğin İstanbul Büyükşehir Belediyesi 10 hava kalitesi ölçüm istasyonu ile hizmet vermektedir. Ölçülen hava kirleticilerinin 15 dakikalık ortalamaları istasyonlardaki bilgisayarlar tarafından otomatik olarak kaydedilmektedir. Sonra bu veriler teknik elemanlarca saatlik ve günlük ortalamalara dönüştürülmektedir [6]. Ayrıca AB Projesi olan LIFE Projesi (Development of a GIS Based Decision Support System For Urban Air Quality Management In The City of Istanbul) sonucu elde edilmiş çıktılar günlük olarak yayınlanmaktadır. Aynı zamanda istenilen tarih aralığında yine istenilen bir istasyona ait hava kirliliği raporlarına da web üzerinden ulaşılabilmektedir.


Yine önemli diğer bir projeye örnek de Abu Dabi Hava Kalitesi Web Sitesidir. Birleşik Arap Emirlikleri Abu Dabi Çevre Ajansı ile Norveç Hava Araştırmaları Enstitüsü’nün (NILU) ortaklaşa bir projesi olan Abu Dabi Hava Kalitesi ölçümleri de online olarak halkla paylaşılmaktadır. Proje, hem halk tabanlı (community based) hem de internet tabanlıdır (internet based). Harita kısmında istenilen istasyonun lokasyonu, bu istasyonda ölçülen gazlar ve mevcut gaz kalitesi online olarak sunulmaktadır. Bununla beraber istenilen bölgenin gürültü verisi, meteorolojik verisine de ulaşılabilmektedir.

Şekil 3: Abu Dabi Hava Kalitesi Web Sitesi [7].

İzlemeler sonucu elde edilen verilere göre modellemeler yapılmakta bu sonuçlar GIS tabanlı haritalar üzerinde gösterilmektedir. Bu tür bilimsel çalışmalar risk azaltma çalışmalarında ve karar vericilerin daha kolay ve hızlı bir şekilde karar almasında önemli rol oynamaktadır.

Şekil 4: Londra’nın 2002 yılı Ozon (O3) konsantrasyon modellemesi (µg / m3 )  [8].

Halk sağlığının, kültür mirasının  ve ekosistemin korunması için iç ve dış ortamların hava kalitelerinin ölçülmesi gerekli risk tedbirlerinin alınması açısından çok önemlidir. Bu da sürekli bir izleme ile sağlanabilir.
İç ortamlarda hava kalitesini artırmak için havalandırma sistemleri (HVAC) en etkili yöntemdir. Ancak bunun da enerji ihtiyacına neden olup, maliyetleri yükseltmesi kaçınılmazdır. Bu nedenle doğal havalandırmaya sahip ve daha az enerji ihtiyacı duyulan mimari projelere ağırlık verilmelidir.
Şehirler bazında çevre  yönetim stratejileri geliştirilmeli,  bu stratejiler içinde sorumlular, uygulayıcılar ve halk olmak üzere herkese yer verilmelidir.
Dünyanın ekolojik dengesinin korunarak canlılığın devam edebilmesi açısından oldukça önemli çevresel risklerin azaltılmasına yönelik acilen tedbirler alınmalıdır.
Hava kirliliği modelleme ve senaryo çalışmaları için GIS haritalama ve bilgisayar programlarından faydalanılmalı bunun için disiplinler arası teknik işbirliğine önem verilmelidir.
Diğer çevresel etkenlerden olan gürültü haritaları kent ölçeğinde hazırlanmalı ve bu riske karşı da önlemler alınmalıdır.
Küresel ısınmanın etkileri ülkemiz açısından tartışılmalı, hava kirliliği, su, enerji, sanayi, ulaşım gibi konularda gereken önlemler Kyoto Protokolü’nün zorunluluklarını karşılamak amacıyla bir an önce alınmalıdır.

[1] Havai (ABD) CO2 Ölçümleri:
(Dr.Tans P., NOAA/ESRL: www.esrl.noaa.gov/gmd/ccgg/trends/ )
[2]Kuzucuoğlu,A.- Beylerbeyi Sarayında Risk Analizleri ve Koruyucu Tedbir Önerileri -İ.Ü. Sosyal Bilimler Enstitüsü Doktora Tezi - İstanbul, 2011
[4]Deniz Seviyelerinde Yükselme Senaryosu. (WMO&UNEP 1992)
[5] Masuda H., Ito T., Yokoyama S., Lida T., Shimakura K., Kobayashi S. - Investigation of Behavior Pattern and Risk- Assessment of Main Indoor Air Pollutants in Sapporo and Nagoya
City Part1: Measuring Result Of Vocs.
[8] Londra Şehri Yıllık Ozon Konsantrasyon Modellemesi, King’s College Environmental Research Group

Yazıdan istifade edecekler için Referanslar:
1-Dr.Alpaslan Hamdi KUZUCUOĞLU
Kentsel Riskler ve Japonya Modeli
Konya Japon Kültür Merkezi Derneği Kültür Sanat Yayınları, 2012, Konya, 241 sayfa
ISBN 978-605-63408-4-0

2-Dr.Alpaslan Hamdi KUZUCUOĞLU
Hendese Bilim, Teknoloji ve Düşünce Dergisi 1. Sayı
Teknik Elemanlar Derneği (TEKDER) İstanbul Şube Başkanlığı Yayını



Piri Reis Harita ve CBS Çalışanları Yardımlaşma Derneği Yayını olan Gayrimenkul ve Enformasyon Dergisi ' nin (GED- ) 1. Sayısında "Japonya'da CBS Kullanımı ve Gelişimi"isimli yazım yayımlanmıştır. İstifadenize sunuyorum:

Harita bilgisi, toplum yaşamı içinde çok önemli bir araçtır. Özellikle de arazi yönetimi için çok gereklidir. Tüm ülkelerde olduğu gibi Japonya’da da arazi kullanımı, altyapı ve ulaşım için haritayı CBS gibi yeni sistemlerle bütünleştiren kurumlar vardır. Japonya’da CBS’nin yaygın olarak kullanımı pek çok araştırma enstitüsü ve kamu kurumu tarafından sağlanmaktadır. 2.Dünya savaşından sonra kurulan Coğrafik Ölçme Enstitüsü (GSI), 1990 lı yıllarda internetin de hızlı bir şekilde gelişmesiyle birlikte “Dijital Japonya” projesini ortaya koydu. Bu konsept mekansal veri altyapısı idealine odaklanılmasını öngörüyordu. Dijital Japonya’nın sloganı ise: “Herhangi biri, herhangi bir bölgenin, herhangi bir zamanda, herhangi birinin verisini kullanarak harita yapabilir” idi. Dijital Japonya’dan isteyen herkes ücretsiz olarak web üzerinden faydalanabilmektedir.

Şekil 1: e-Land Web programı yardımıyla yayınlanan Siber Japonya Portalı.

Vatandaşlar istedikleri coğrafi veriye Web CBS tarzında hazırlanmış GIS Plaza, Afet Önleme Bilgi Sağlama Merkezi, Siber Japonya Web Sistemi gibi portallarla; afet önleme, şehir planlama, ulaşım, çevre, eğitim gibi konularda güncel haritalarla web üzerinden ulaşabilmektedir.

                             Şekil 2:Siber Japonya (Denshi Kokudo)’nın genel çalışma sistemi.

Afet durumunda ise karşılaşılan en ciddi sorun, afet yönetiminin ilk aşamasında bilgi paylaşımının yetersiz kalmasıdır. 2005 yılındaki Kobe Depreminden çıkarılan derslerde, pek çok kurumun veri topladığı ancak bu verinin kolay ve hızlı bir şekilde sisteme entegre edilemediği gözlenmiştir. Her afetten ders çıkartan Japonlar’ın hazırladıkları CBS haritaları, afet yönetiminde çok önemli olan afet yönetim merkezlerinin yerleri, ulaşım ağları, afetin meydana geldiği yer, fotoğraflar, hava fotoğrafları, sismik yoğunluk dağılım haritaları, geçici konut alanları, aktif fayların konumu vb. pek çok bilgiyi içermektedir. Japonya Arazi, Altyapı ve Ulaştırma Bakanlığının farklı birimlerinden gelen tematik veriler, GSI’de işlenip sistem formatına dönüştürüldükten sonra web servera yayınlanmak üzere gönderilmektedir.

Şekil 3: Orta Niigata Bölgesi için hazırlanmış “Hasar Durum Haritası” (GSI).

Japonya’da dijital haritaların bakımı 1974 yılında başlamış, sistematik bakıma ise 1995 yılında geçilmiştir. 1995 deki Kobe Depreminin ardından CBS Birliği, Hükümete NSDI’nin (Coğrafi Bilginin Kullanımı Kanunu) kurulmasını önerdi. Bu amaçla Hükümet 1995’in Eylül ayında Bakanlıklar ve Kurumlardan temsilcilerle CBS İrtibat Komitesini kurdu.  Bundan sonra CBS’nin gelişmesi için sistematik ve yoğun faaliyetler gerçekleştirildi. Coğrafik Ölçme Enstitüsü (GSI), Ulusal ve Bölgesel Planlama Dairesi; Arazi, Altyapı ve Ulaşım Bakanlığı (MLIT)’ ndan oluşan irtibat komitesinin sekreteryasıdır.  Bu komite tarafından ilk olarak  “Ulusal Coğrafi Veri Yapısının Oluşturulmasına Yönelik Uzun Vadeli Plan ve CBS Kullanımının Teşvik edilmesi Planı formüle edildi. Bundan sonra 2001 Martında  “e-Japonya Öncelikli Politika Programı”  IT Stratejileri Genel Müdürlüğü tarafından hazırlandı. Yine irtibat komitesi tarafından bu programa uyumla hale getirmek için “CBS Eylem Programı 2002-2005” (GIS-AP) geliştirildi.
CBS Eylem Programının 3 ana amacı vardır:
1-Verimlilik, hız ve idari hizmetlerin kalitesinin artırılması,
2-Özel sektörde yeni işler ve yeni iş modelleri oluşturmak
3-Vatandaşlar için düşük maliyetli ve yüksek kaliteli hizmetler sunmak
GIS-AP’ın da 5 ana amacı vardır:
1-NSDI ile ilişkili olarak standardizasyon ve kullanımı için Hükümet tarafından öncülük yapılması
2-Coğrafi bilgi akışı ve sayısallaştırma için rehberler (kurallar) ve sistemlerin geliştirilmesine yardımcı olmak,
3-Coğrafi bilginin sağlanması ve sayısallaştırılmasına ön ayak olmak,
4-CBS’nin çok geniş alanlarda kullanımı ve desteğini sağlamak,
5-Devlet hizmetlerinde CBS kullanım kalitesini yükseltmek ve Hükümetin verimliliğini artırmak.
Standardizasyon konusunda JSGI yani Coğrafi Bilgi için Japon Standartları, Hükümet tarafından bir standart olarak getirildi. Global olarak coğrafi bilginin standardizasyonu ISO/TC211 ile içindeki 40’dan fazla madde ile yürütülmektedir. Japonya’da GSI özel sektörle de yaptığı ortak çalışmalar sonucu, JSGI’yi ISO’ya dayalı olarak temel uygulama şeması, mekansal referans, kodlama, veri kalitesi ve veri özellikleri gibi 13 başlık altında standartlar haline getirdi. JSGI’nın her bir başlığı Japon Endüstriyel Standartları (JIS) haline geldi. Yakın bir zamanda da ISO’da uluslararası bir standarda dönüşecektir.

Japonya’da CBS kullanımının halk tabanlı olarak yaygınlaştırılması ve kurumların daha verimli CBS projeleri üretmeleri için teşvikler bulunmaktadır. Ülkemizde de İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından hazırlanan ve CBS tabanlı olarak çalışan “Şehir Rehberi Haritası” önemli bir boşluğu doldurmaktadır. Günlük yaşamda karşılaşılan en ufak bir ayrıntıdan, afet anında Türkiye’nin neresinde olursa olsun vatandaşların bilgiye hızlı bir şekilde ulaşacağı bu tür CBS platformlarına ihtiyaç kaçınılmazdır. Bu da  ülke genelinde pek çok kurum ve kuruluştan gelecek verilerin ortak bir portalde toplanması ve yayınlanmasıyla mümkün olabilecektir.

1.Mamoru KOARAI, GIS Present Situation in Japan, Geographic Information Analysis Research Division, Geography and Crustal Dynamics Research Center, Geographical Survey Institute, Tsukuba, Japan
2.Hidenori  FUJIMURA, Hiroyuki  OHNO, Realization  of  data  sharing  as  an  approach  to  disaster  with  the  Digital  Japan  Web System, Bulletin of the GSI (Vol.53), 2006

Yazıdan istifade edecekler için Referanslar:
1-Dr.Alpaslan Hamdi KUZUCUOĞLU
Kentsel Riskler ve Japonya Modeli
Konya Japon Kültür Merkezi Derneği Kültür Sanat Yayınları, 2012, Konya, 241 sayfa
ISBN 978-605-63408-4-0

2-Dr.Alpaslan Hamdi KUZUCUOĞLU
GED- Gayrimenkul ve Enformasyon Dergisi 1. Sayı
Piri Reis Harita ve CBS Çalışanları Yardımlaşma Derneği Yayını

26 Ocak 2013 Cumartesi



İlk kitabım olan  "Kentsel Riskler ve Japonya Modeli"  yayınlandı (ISBN 978-605-63408-4-0). Kitap Konya Japon Kültür Merkezi tarafından basıldı. Dernek Başkanı İnş.Müh. Mehmet Ali ARPACI, kapak tasarımını yapan Konya B.şehir Bld. Emlak ve Kamulaştırma Müdürü Hrt.Müh. Fatih Sert'e, kitabın önsözünü yazan Prof.Yasuo TANAKA ile Türkiye JICA Ofisi Başkanı Akio SAITO'ya teşekkürlerimi arz ediyorum.

Kitapta afet risklerinin azaltılması, kültür mirasının korunması ve engelli bireylerin hayatlarını kolaylaştırıcı tedbirler üzerine yoğunlaşılmıştır. Kitabın dijital nüshasına ulaşmak isteyenler alpkuzucuoglu@gmail.com adresinden irtibat kurabilir.

Kitabın tüm insanlığa faydalı olmasını diliyorum.

Kitabın arka kapağından:
“Afetten önce hazırlık ve risk azaltma, afetten sonra ise müdahale ve iyileştirme. Bu hazırlık ve risk azaltma; en az müdahale ve iyileştirme kadar önemli hatta çok daha önemli diyebiliriz. Mesela bir vidayı düşünelim. Beş kuruşluk bir maliyeti vardır. Onu temin etmezsek dolabımız devrildiği zaman binlerce liralık hasar gelecek. Hazırlık aşamasında ve risk azaltma çalışmalarına harcadığımız para belki çok daha az olacak…”
 Dr. Alpaslan Kuzucuoğlu, kitabında olası bir afet öncesi alınacak önlemleri içeren risk azaltma çalışmalarına vurgu yaparak, Japonya Modeli perspektifinden ülkemize adapte edilebilecek projelere ışık tutuyor. Afetler, kültürel miras ve engellilik konularında yoğunlaşılan bu eserde Uzak Doğunun  güneşi Japon esintilerini ve başarı öykülerini bulabilirsiniz.
Sadece bir amaca değil pek çok amaca hizmet etmeye odaklanmış projelerin asıl kaynağına ulaşmak belki hepimizin ortak amacı. Ancak  onları uygulamaya yönelik çalışmalarda ruh ve gönül yolculuğunuzun bir rotasının da  Japonya’dan geçmesi temennisiyle…

5 Haziran 2012 Salı



1-2 Haziran 2012 tarihlerinde İTÜ Ayazağa Kampüsü Deprem Mühendisliği ve Afet Yönetim Enstitüsünde vefa dolu bir program gerçekleştirildi. Deprem Mühendisliği alanında 1950 li yıllara dayanan Türk Japon dostluğu vurgulandı ve emeği geçen gerek Türk gerekse Japon bilim adamlarının hayatlarından kesitler sunuldu.
Bu önemli Çalıştay; Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, İTÜ, JICA Türkiye Ofisi ve JICA Derneği tarafından organize edildi.

Bilindiği üzere geçtiğimiz yıl hem Japonya ve hem de Türkiye büyük deprem felaketiyle karşı karşıya kaldı. Afet yönetimi ve zarar azaltma çalışmalarının öneminin gittikçe kavranmaya başlandığı günümüzde, Japon dostlarımız kendi deneyim ve bilgi birikimlerini JICA aracılığıyla bilim adamlarımıza ve kamu görevlilerine Japonya’da düzenledikleri eğitim ve pratik çalışmalarla aktarmakta ve bu konuda ülkemize büyük katkılar sağlamaktadırlar. Emeği geçen herkesi burada bir kez daha saygıyla anmak istiyorum.

Söz konusu çalıştayın programına aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz:

1 Mart 2012 Perşembe



29 Şubat 2012 tarihinde İstanbul İSKİ Konferans Salonunda gerçekleşen Seminer Programında aldığım notları önemine binaen sizlerle paylaşmak istiyorum. Sırasıyla Japonya İstanbul Başkonsolosu Sn. Katsuyoshi HAYASHI bir açılış konuşması gerçekleştirdi. Konuşmasında afet yönetiminde ortak çalışmaların yapılmasının önemini vurguladı. Daha sonra söz alan İBB İtfaiye Daire Başkanı Sn. Ali KARAHAN şunları söyledi: 11 Mart 2011 de Japonya'da meydana gelen deprem ve tsunami afeti ile 23 Ekim 2011 de Van'da meydana gelen deprem afetini yaşadık. Maalesef depreme hazırlık yapılmadığında çok acı sonuçlar doğmaktadır. İstanbul'da da özellikle yapı stoğunun daha da iyileştirilmesi açısından Fikirtepe, Okmeydanı, Bayrampaşa, Zeytinburnu, Küçükçekmece, Ayazma, Fatih, Esenler, Kayabaşı bölgelerinde kentsel dönüşüm projeleri başlatılmıştır. İBB- JICA çalışmasında 4 farklı deprem senaryosu üzerinde çalışılmıştır. Mikro Bölgeleme Çalışmaları yapılmış, Tsunami haritaları, Afet ve Acil durum planı hazırlanmıştır. 2 milyon kişiye eğitim verilmiş 600 bin öğrenciye güvenli yaşam kitabı dağıtılmıştır. 72 heliport sahası hazırlanmıştır. 411 trafik kamerası yerleştirilmiştir. Daha pek çok risk azaltıcı tedbir İstanbul için uygulanmaktadır.
Tokyo Teknoloji Üniversitesinden Prof.Dr. Yoshimori HONKUA da şunları söyledi: Büyük Doğu Japonya Depremini anlatarak depremin kimyasını analiz edeceğiz. 9 magnitüd ölçeğinde olan tarihi depremlere baktığımızda hepsinin Pasifik Okyanusu kıyısında meydana geldiğini görüyoruz. Son Japonya Depremini Van depremi ile kıyaslarsak 9 magnütüd ölçeğindeki deprem meydana gelmeden 1 gün önce aynı bölgede 7.3 magnitüd ölçeğinde öncü bir deprem meydana geldi. Bu depremin ardından 9 ölçeğinde bir depremin meydana gelebileceğini tahmin edemedik. Depremin ardından meydana gelen artçı depremler, uzunluğu 600 km. genişliği 200 km. olan bir alanda meydana geldi. Geonet sistemi ile kabuk deformasyonu (crustal deformation) incelendiğinde doğu batı yönünde 1 metre , kuzey güney yönünde de 5 metre yüzey değimi meydana geldiğini tespit ettik. Bu değişimler 1000 adet önceden tesis edilmiş GPS cihazı sayesinde tespit ediliyor. Bu çalışmalara rağmen Pasifik Okyanusu derinliklerindeki değişimler bugüne kadar bilinemiyordu. Ancak son Japonya depreminden sonra yeni bir teknoloji geliştirilerek dünyada ilk kez yapılacak çalışma ile buradaki değişimler de artık izlenebilecektir. Eldeki verilerle Pasifikteki değişimin doğu batı yönünde 24 m. kuzey güney yönünde 3 m. olduğu düşünülmektedir. Deniz tabanında ise 3 m.lik bir yükselme olduğu düşünülüyor. Bu 3 m. lik yükselme 200x600=120.000 km2 lik bir alanı etkilemektedir. Van depremi ile kıyaslarsak Van depreminde 2 m. lik bir değişim olmuş, bu da 20x10=200 km2 lik bir alanı etkilemiştir.
Japonya’da olasılık sismik afet haritalarına göre (deprem olma riski olan alanların haritası) 30 yılda büyük ve yıkıcı deprem meydana gelme olasılığı %99 dur. Bahsettiğim yeni proje ile (GPS Acoustic Seafloor Geodetic Observations) deniz tabanına yerleştirilecek nirengi noktalarındaki GPS ler yardımıyla gelen sinyaller analiz edilerek deniz tabanındaki muhtemel değişimler ölçümlendirilecektir. Bu ölçümler birkaç cm. hata payı ile yapılmaktadır. Yine ayrıca bu proje sayesinde enerji birikimi de önceden tahmin edilebilecektir. Pasifik Okyanusunda yılda 9 cm. Filipin Denizinde de yılda 4 cm. yer değiştirme olmaktadır.
Tüm bu bilgiler ışığında geçen sene Japonyada meydana gelen depremin 1000 yılda oluşabilecek bir deprem olduğunu söyleyebiliriz.
Biraz da batı Japonya hakkında bilgi vermek istiyorum. Bölge hakkında 684 yılından itibaren deprem sayıları ve büyüklükleri elimizde mevcuttur. Bölge 4 alana ayrılmıştır. DONET 1 ve 2 projeleri ile erken uyarı cihazları yerleştirilmiştir. Bu cihazlardan alınan veriler kablo yardımıyla tek bir merkezde toplanmaktadır. Bu sistem sayesinde depremin nerede olacağı tahmin edilmekte ve bu doğrultuda tahliye işlemine hız verilmektedir. Tahminlerimizin doğru çıkması durumunda alınacak önlemler sayesinde daha büyük felaketler önlenmektedir.
1981 ve 2009 yılları arasında Japonya Türkiye arasında MEXT Projesi yürütülmüştü. 1999 da meydana gelen depremin daha doğusunda 1967 yılında da büyük bir deprem meydana gelmişti. Eskiden beri depremlerin doğudan batıya doğru seyrettiği görülmektedir. Bölgedeki bir sonraki depremin en son depremden daha batıda olacağı konusunda hem fikir olduk. Bu çalışmalar ışığında deprem Marmara Denizinde olacağından çalışmalarımızı bu yerde yoğunlaştırmak istiyoruz. Tabi ki bu söylediğimiz bir tahmindir. En son Büyük Doğu Japonya Depreminden edindiğimiz bilgiler ışığında da böyle bir şey olabilir diyebiliriz. Kesin olur diyemiyoruz. Japonya depremi de tahminlerimizin ötesinde meydana geldi.
1-Marmara Depremi ile ilgili sadece bizler değil bu bölgeye yoğunlaşmış tüm bilim adamları toplanıp depremin hangi karakterde olacağı konusunda ortak çalışma yapmalıdır.
2-Meydana gelecek afetin etkilerinin ne derece azaltılacağının belirlenmesi gerekir.
İşte bu iki sonuç bizim Doğu Japonya Depreminden elde ettiğimiz iki önemli noktadır.
Afetin etkilerinin ne derece azaltılabileceğini kendi alanıma giren konularla açıklayacak olursam öncelikli olarak binaların depreme karşı dayanıklı hale getirilmesi, depremin meydana gelme ihtimali yüksek olan yerlerin tespit edilip süratle gerekli noktalara bildirilmesi, biriken enerjinin ölçülmesi ve ne zaman açığa çıkacağı tahmini üzerine yoğunlaşılmalıdır.
Herkes kendi alanında bıkmadan yılmadan zarar azaltma çalışmalarına devam etmelidir.
Shichigahama Belediye Başkan Yardımcısı Sn. Masami TAIRA da şunları söyledi: 11 Mart 2011 de saat 14.46 da depremin meydana geldiğini öğrendik. İlk Tsunami dalgası saat 15.51 de geldi. Tsunaminin maksimum dalga yüksekliği 12.1 m. olarak ölçülmüştür. İlçemizde 4.2 km2 lik alan yani %31,7 oranındaki alan su altında kalmıştır. İlçe içinde 59 kişi, dışında ise 32 kişi ve 2 de itfaiye gönüllüsü olmak üzere toplam 96 kişi hayatını kaybetmiştir. Bunların 47 si erkek 44 ise bayandır. Gençler tsunaminin vurduğu ana kadar olan zaman diliminde yani 1 saat 5 dakikada gençler kaçabilmiştir. Hayatının kaybedenlerin çoğu yaşlılardır. Evini yüksekte zannedip bana bir şey olmaz diyenler de tsunami altında kalmıştır. 672 ev tamamen yerle bir olmuştur. Evi hasarlı olup da mağdur olan afetzedelerin sayısı toplam 1303 aileden 4295 kişidir. 36 bölgede tahliye merkezleri kurulmuş bunlar 20 haziran 2011 de kapanmıştır (Yani 3 ay süreyle hizmet vermiştir). 14 mart itibariyle 6143 kişi barınaklara yerleştirilmiştir. Evler depremden dolayı değil tsunami nedeniyle hasar görmüştür. Elektrik 14 marttan itibaren aşamalı olarak, su nisanından başından itibaren, gaz nisan ortalarından itibaren ve telefon da 14 nisandan itibaren aşamalı olarak verilmeye başlanmıştır. Geçici evlerin hazırlanması tamamlanarak 18 haziranda taşınma işlemleri tamamlanmıştır. Kamu tarafından 421 ev 7 ayrı bölgede tamamlanmış, buralara 414 aileden 4246 kişi yerleştirilmiştir. Kiralama yöntemiyle de 218 aileden 768 kişi evlere yerleştirilmiştir.
Japonya’da afetlerle ilgili eğitimler sürekli yapılmaktadır. Öğrenciler barınaklarda nasıl yaşayacaklarını afet olmadan önce giderek tecrübe etmektedirler. Yine gönüllülük de önemlidir. Bölgemize yardım için 10.000 gönüllü gelmiştir.
Afet önleme ve zarar azaltma için 3 parolamız vardır:
1.Kendi kendine yardım (Self-help)
2.İşbirliği yaparak yardımlaşma (Co-help)
3.Kamudan yardım almak (Help by public)
Bu üç tür yardımlaşma çok önemlidir. Biz bunun uluslararası yardım açısından önemli olduğuna inanıyoruz. Tüm dünya insanları olarak birbirimize bağlanalım ve yardım edelim.
JICA Türkiye Ofisi Başkanı Sn. Akio SAITO da şunları söyledi: Bizim daha önce yaşadığımız afetlerden çıkardığımız dersler ve tecrübelerden faydalanarak Türkiye’deki önlem tedbirleri açısından nasıl yardımcı olabiliriz diye düşünüyoruz. Bu deneyimlere göre nasıl planlama yapılabilir, nasıl stratejiler yaparsak problemleri minimize edebiliriz? JICA’nın Afet Risk Yönetiminde üçleme yaklaşımı bulunmaktadır. Bunlar 1- İş gücüne dayalı gelişim (Kaizen) 2-Risk iletişimi (Risk communication) 3-Gereğinden fazla önlem alma (redundancy)
Kaizen afet yönetim stratejisini güncellemek ve yenilemek ve bunu topluma yansıtmak için gereklidir. Risk iletişimi, risk iletişim kapasitesinin artırılmasını ve afet yönetiminde farkında olmama riskini en aza indirmeyi amaçlamaktadır. Gereğinden fazla önlem alma ise çok katmanlı yetenekleri açığa çıkarmak için gereklidir. Bir örnek verecek olursak Minamitani yükseltilmiş otobanı, martta meydana gelen tsunami felaketini bloke ederek adeta bir set oluşturmuştur. Yani önlemler alındığında pek çok faydaya da hizmet etmektedir.
Afetlerle ilgili olası senaryolar hazırlanıp bu senaryo afeti ile başa çıkmak için kapasitenin artırılması gerekmektedir. Ancak afet olduğunda planlandığı gibi de yürüyebilir ya da bizim düşündüğümüzden çok daha büyük bir afet de meydana gelebilir. Bu nedenle çok yönlü çalışmak gerekiyor. Örnek verecek olursak tahliye planları ve müdahale ile afet eğitimleri yapısal olmayan tedbirlerdir. Ama tsunamiye yönelik deniz duvarlarının inşası ve kıyı setleri yapısal önlemlerdir.
Tahmin edilen olası risklerle başa çıkılamamasının nedenleri olarak bilimsel tecrübenin yetersizliği (yapıların bilimsel standartlarda yapılmaması vb.), şehirleşme (şehirler büyüdükçe müdahale zorluğu vb.) ve nüfusun hızla artması ve yaşlanmasını riski artırıcı faktörler olarak sayabiliriz. Tabi bunlar da yaptığımız senaryo ve afet olduğu zaman karşılaştığımız arasında farklılığa neden oluyor. Az önceki sunumda da gördük. Evime tsunami gelmeyecek diye önlemini almıyor evinden çıkmıyor ama tsunamiden hayatını kaybediyor. Benim evime zarar gelmez diyor. İşte bu senaryo üzerindeki önlem tedbirlerini halka ne derece aktarabiliyoruz. Burada vatandaşların verdiği hüküm önemli.
Her devlet ekonomik kalkınmayı ön plana koymaktadır. Ama gelişimin sürdürülebilmesi için (sustainable development) ve yapılan yatırımların bir doğal afette sıfırlanmaması için risk azaltma tedbirlerinin alınması gerekir.
Japonya’da pek çok risk azaltma tedbiri alınmaktadır. Mesela hızlı trenlerde deprem olduğunda devrilme riskini azaltma için hızını otomatik olarak düşüren sistemler bulunmaktadır.(Shinkansen disaster detection system)

Dr.Alpaslan Hamdi KUZUCUOĞLU
Kentsel Riskler ve Japonya Modeli
Konya Japon Kültür Merkezi Derneği Kültür Sanat Yayınları, 2012, Konya, 241 sayfa
ISBN 978-605-63408-4-0